Düzenleyici ve Sektörel

Türkiye'de Hastaneye veya Hekime Nasıl Dava Açılır?

Türkiye'de tıbbi hata davasında her şey tek bir olgudan doğar: sağlık hizmetinin özel bir kuruluştan mı yoksa kamu hastanesinden mi alındığı. İki yol; görevli mahkeme, doğru davalı, zorunlu ön aşama ve süreler bakımından karşılaştırılıyor — adımlar, bilirkişi aşaması ve davayı esasa girilmeden bitiren usul hataları.

25 Temmuz 2026 14 dk okuma Türkçe
Görsel · Lex Lata

Türkiye’de bir tıbbi hata davasının tüketici mahkemesinde mi yoksa idare mahkemesinde mi görüleceğini tek bir olgu belirler: tedavinin özel bir sağlık kuruluşunda mı, yoksa kamu hastanesinde mi verildiği. Özel hastane, klinik ya da hekime karşı talep bir tüketici uyuşmazlığı olarak ele alınır — 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun vekâlet ve eser sözleşmelerini açıkça tüketici işlemleri arasında sayar (m. 3/1-l) ve bu işlemlerden doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemeleri görevlidir (m. 73/1) — ve dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (m. 73/A-1). Kamu hastanesindeki tedaviden doğan talep ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 2/1-b uyarınca idare mahkemesinde açılacak bir tam yargı davasına konu olur; bu davadan önce idareye yazılı başvuru yapılması gerekir ve bu başvurunun, eylemi öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılması aranır (m. 13/1); idarenin otuz gün içinde cevap vermemesi zımni ret sayılır; dava ise bunun üzerine altmış gün içinde açılır (m. 13/1 ve m. 7/1). Bu ikinci yolda hekime kişisel olarak dava açılamaz; talep yalnızca idareye yöneltilir.

Bu rehber iki yolu sırasıyla ele almaktadır: görevli mahkeme, doğru davalı, zorunlu ön aşama, süreler, deliller ve dosyayı hiçbir mahkeme tıbbi değerlendirmeye geçmeden bitiren usul hataları. Metin, malpraktis sayılan hâlleri, tıbbi standardı ve ispat yükünü ele alan Türkiye’de malpraktis hukuku rehberinin tamamlayıcısıdır; alanın bütünü ise büronun sağlık hukuku sayfasında anlatılmaktadır.

Hangi yol geçerli — özel sağlık kuruluşu mu, kamu hastanesi mi?

İki yolun ortak yanı yalnızca altta yatan tıptır. Görevli mahkeme, davalı olarak gösterilebilecek kişi, önce tamamlanması gereken zorunlu aşama ve sürenin nasıl sayılacağı bakımından birbirinden ayrılır.

Özel hastane, klinik veya hekimKamu hastanesi
Hukuki nitelendirmeTüketici işlemi — mesleki amaçla hareket eden sağlayıcıyla kurulan sözleşme (6502 sayılı Kanun m. 3/1-l)Tam yargı davasına konu idari eylem (İYUK m. 2/1-b)
Görevli mahkemeTüketici mahkemesi (6502 sayılı Kanun m. 73/1)İdare mahkemesi
Doğru davalıHastane ve/veya hekimYalnızca idare (Anayasa m. 129/5; 657 sayılı Kanun m. 13)
Zorunlu ön aşamaArabulucuya başvuru (6502 sayılı Kanun m. 73/A-1)İdareye yazılı başvuru (İYUK m. 13/1)
Ön aşamanın süresiArabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır; en fazla bir hafta uzatılabilir (6325 sayılı Kanun m. 18/A-9)İdarenin otuz gün içinde cevap vermemesi ret sayılır (İYUK m. 13/1)
Dava açma süresiUygulanacak zamanaşımı süresi içinde; bu süre arabuluculuk boyunca durur (6325 sayılı Kanun m. 18/A-15)Ret kararının tebliğinden ya da otuz günün bitiminden itibaren altmış gün (İYUK m. 13/1, m. 7/1)
Dış süre sınırlarıİlişkinin nitelendirilmesine göre değişir (TBK m. 72, 146–147)Başvuru, fiili öğrenmeden itibaren bir yıl ve fiilden itibaren beş yıl içinde (İYUK m. 13/1)

Tablonun yanına bir kayıt düşmek gerekir. Tüketici mahkemesi nitelendirmesi, hasta ile sağlık kuruluşu arasındaki sözleşme ilişkisine dayanır. Böyle bir ilişki yoksa talep genel hükümlere göre haksız fiil talebidir ve kusurlu kişiye karşı hukuk mahkemelerinde ileri sürülür — malpraktis hukuku rehberindeki tablonun üçüncü satırı budur. Özel bir sağlık kuruluşuna karşı yalnızca haksız fiile dayandırılan bedensel zarar taleplerinin tüketici mahkemesi ile genel hukuk mahkemesi arasında nasıl paylaştırılacağı ise dosya bazında tartışılan bir sorundur ve genel geçer bir kabule göre değil, talebin dayandırıldığı hukuki sebebe göre çözülür.

Özel sağlık kuruluşuna karşı süreç nasıl işler?

Sıra kanunla belirlenmiştir. Başvuru, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A-4 uyarınca, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılır; görevlendirilen arabulucu, başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır ve bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilir (m. 18/A-9). Dava, son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneği dilekçeye eklenerek tüketici mahkemesinde açılır.

Bu aşamanın dört özelliği sıkça yanlış anlaşılır:

  • Süreler durur. Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (m. 18/A-15). Bu sebeple arabuluculukta geçen haftalar, zamanaşımı süresinden eksilmiş olmaz.
  • Toplantıya katılmamanın bedeli ağırdır — ama tüketici için değil. Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve davayı kısmen veya tamamen kazansa dahi karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur; ayrıca bu taraf lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre belirlenen vekâlet ücretinin yalnızca yarısına hükmedilir (m. 18/A-11; ikinci cümle 7/11/2024 tarihli 7531 sayılı Kanun’la değişik). Her iki taraf da katılmazsa yargılama giderlerini taraflar kendileri karşılar. Tüketici yolunda bu yaptırım tek yönlüdür: 6502 sayılı Kanun m. 73/A-2, 18/A maddesinin onbirinci fıkrasının tüketici aleyhine uygulanmayacağını öngörür; kural hastayı değil, sağlık kuruluşunu bağlar.
  • Tüketicinin arabuluculuk ücretini Devlet karşılar. Taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut tarafların anlaşması veya anlaşamaması hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Ücret Tarifesi’nin Birinci Kısmındaki iki saatlik tutarı geçmemek üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır (6502 sayılı Kanun m. 73/A-3); dava tüketici lehine sonuçlanırsa bu ücret davalıdan tahsil edilerek bütçeye gelir kaydedilir (m. 73/A-4).
  • Davacı harç ödemez. Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından tüketici mahkemelerinde açılan davalar, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenen harçlardan muaftır (m. 73/2).

Yetki de çoğu davacının beklediğinden esnektir: tüketici davaları, genel yetki kurallarının yanında tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabilir (m. 73/5). Tedavinin, hastanın yerleşim yerinden uzak bir yerde yapıldığı dosyalarda bunun pratik değeri büyüktür.

Bütün bunların altında bir eşik durur. 6502 sayılı Kanun m. 68/1 uyarınca, parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur; bu sınırın üzerindeki uyuşmazlıklar ise hakem heyetlerine hiç götürülemez. Aynı çizgi arabuluculuk kuralını da böler, üstelik çoğu zaman sanılanın tersi yönde: hakem heyetinin görev alanına giren uyuşmazlıklar m. 73/A-1’in (a) bendiyle dava şartı arabuluculuğun dışında bırakıldığından, önce arabulucuya gitmesi gereken uyuşmazlıklar sınırın üzerinde kalanlardır — malpraktis talepleri kural olarak bu gruptadır. Sınır her takvim yılı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır (m. 68/4); 2026 yılı için 186.000 TL’dir ve 23 Aralık 2025 tarihli, 33116 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile belirlenmiştir. Bu, tüketici uyuşmazlıkları bakımından bir görev sınırıdır; malpraktis talebinin tavanı ya da ölçüsü değildir ve her 1 Ocak’ta değişir.

Zorunlu arabuluculuk rejiminin genel çerçevesi ve Türk hukukunda başka hangi alanlarda uygulandığı, Türk hukukunda zorunlu arabuluculuk rehberinde ele alınmaktadır.

Kamu hastanesine karşı süreç nasıl işler?

Burada zorunlu ön aşama arabuluculuk değildir ve ikisi birbirinin yerine geçmez. İYUK m. 13/1, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiğini düzenler.

Bundan sonrası, sıranın en çok yanlış okunduğu yerdir:

  1. İdare talebi kısmen veya tamamen reddederse, dava açma süresi bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren işler (İYUK m. 7/2-a).
  2. İdare otuz gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır ve dava açma süresi bu otuz günün bittiği tarihten itibaren işler (m. 13/1).
  3. Dava açma süresi ise, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gündür (m. 7/1).

Otuz gün ile altmış gün, iki ayrı işi gören iki ayrı süredir: otuz gün idarenin susmasına, altmış gün davacının dava açmasına ilişkindir. Eski kaynakların ikisini de altmış gün göstermesinin sebebi vardır: m. 13/1’deki “altmış” ibaresi, 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun’la “otuz” şeklinde değiştirilmiştir; aynı değişiklik m. 10/2 bakımından da yapılmıştır. Açılacak dava, m. 2/1-b’deki tam yargı davasıdır: idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan dava.

Kime dava açılabilir, kime açılamaz

Anayasa m. 129’un beşinci fıkrası, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceğini öngörür. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 13 aynı kuralı kanun düzeyinde tekrarlar: kişiler, kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.

Bu yasak kamu görevlilerine özgüdür. Özel bir hastanede çalışan ya da mesleğini kendi adına icra eden hekim bakımından geçerli değildir; özel yolda hekim, kurumla birlikte davalı gösterilebilir.

Yanlış yargı kolunda açılan davalar sık görüldüğü için, bir kurtarıcı hükmü bilmekte yarar vardır. Görevli olmayan adli yargı yerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargıda açılacak dava için m. 13/1’deki ön başvuru şartı aranmaz (İYUK m. 13/2). Daha genel olarak, idari yargının görevine giren bir dava adli yargıda açılmış ve görev yönünden reddedilmişse, kararın kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir ve görevsiz mahkemeye başvurma tarihi idari yargıya başvurma tarihi sayılır (m. 9/1); bu otuz gün geçmiş olsa dahi, genel dava açma süresi dolmamışsa dava yine açılabilir (m. 9/2).

Delil: önce dosya, sonra bilirkişi raporu

Hangi yol izlenirse izlensin, belgesel kayıt her şeyden önce toplanır: tam tıbbi dosya, görüntülemeler, ameliyat ve hemşire notları, reçeteler, epikriz ve imzalı aydınlatılmış onam formu. Bilirkişi aşaması bu belgeler üzerinden yürütülecektir.

Hukuk yargılamasında mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün konularda bilirkişiye başvurulamaz (HMK m. 266/1). Mahkeme kural olarak tek bilirkişi görevlendirir; gerekçesini açıkça göstermek suretiyle tek sayıda birden fazla kişiden oluşan bir kurul da görevlendirebilir (m. 267/1).

Adli Tıp Kurumu bu çerçevenin üzerinde değil, içinde yer alır. Kurumun kuruluşu, görevleri ve kurulları 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin birinci bölümünde düzenlenmiştir; 2659 sayılı Kanun’un buna karşılık gelen maddeleri resmî külliyatta mülga olarak görünmektedir. Kararnamenin 2. maddesi Kurumu, Adalet Bakanlığına bağlı olarak adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurar; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ise bilimsel ve teknik görüş verme görevini mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen işlerle sınırlar. Taraf, Kurumdan doğrudan rapor talep edemez.

İki ayrıntının tam olarak belirtilmesinde yarar vardır:

  • Hangi kurul rapor verir. Kurumda on bir ihtisas kurulu bulunur (m. 8/1). 10 Ekim 2024’te değiştirilen 17. maddenin ikinci fıkrasının (f) bendi uyarınca Yedinci Adli Tıp İhtisas Kurulu, ölümle sonuçlanmayan tıbbi uygulama hatalarına ilişkin işleri; aynı fıkranın (g) bendi uyarınca Sekizinci Adli Tıp İhtisas Kurulu ise ölümle sonuçlanan tıbbi uygulama hatalarına ilişkin işleri inceler.
  • Aleyhe rapora nasıl karşı çıkılır. Adli Tıp Üst Kurulları; mahkemelerin, hâkimliklerin veya savcılıkların gerekçesini göstererek kapsamı bakımından yeterince kanaat verici nitelikte bulmadığı işleri, ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamayan işleri, farklı ihtisas kurulları arasındaki ya da ihtisas kurulu ile ihtisas dairesi arasındaki çelişkileri ve ihtisas kurulu raporu ile Kurum dışındaki bir sağlık kuruluşunun verdiği kurul raporu arasındaki çelişkileri inceleyip kesin olarak karara bağlar (m. 16/1).

Ceza yolu ve Mesleki Sorumluluk Kurulu nereye oturur?

Ceza yolu, tazminat talebinden ayrı yürür ve onun yerine geçmez. 3359 sayılı Kanun’a 12 Mayıs 2022 tarihli 7406 sayılı Kanun’la eklenen Ek 18. madde uyarınca, muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılacak soruşturmalar 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a tabidir ve soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.

İki nokta yaygın bir yanlış okumayı düzeltir. Birincisi, izin rejimi yalnızca kamu sektörüne özgü değildir: maddenin birinci fıkrası, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarını kapsar; kapsam dışında bırakılan tek grup, Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlardır. İkincisi, bu rejim kimseyi cezai sorumluluktan korumaz; yalnızca soruşturmanın yürütülüp yürütülemeyeceğine karar verir. Karar süreleri, 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki sürelerin iki katı olarak uygulanır (yani altmış gün, bir defaya mahsus en fazla otuz gün uzatılabilir) ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

Kurulun ikinci işlevi rücu kararıdır ve o işlev kamu tarafıyla sınırlıdır: kamu kurum ve kuruluşları ile Devlet üniversitelerinde görevli sağlık meslek mensupları bakımından, idarenin ödediği tazminat için ilgiliye rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına; kişinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Kurul tarafından bir yıl içinde karar verilir; Devlet üniversitesi personeli bakımından nihai kararı, Kurul kararını ve kesinleşmiş ceza hükmünü dikkate alarak ilgili üniversite altı ay içinde verir (ikinci fıkra, 21 Şubat 2024 tarihli 7496 sayılı Kanun’la değişik).

Bu işlevlerin hiçbiri bir hasta yolu değildir. Hastalar Kurula başvurmaz ve Kurula başvuru herhangi bir tazminat talebinin şartı değildir. Aynı olgular bir suç şikâyetine de dayanak oluşturuyorsa, o süreç genel ceza hukuku kurallarına göre — hukuk ya da idari davanın yerine değil, yanında — yürür.

Süreler ne kadar?

Tazminat talebinin süresi, talebin hangi hukuki sebebe dayandırıldığına göre değişir ve süreler birbirinin yerine geçmez:

  • Haksız fiil. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 72 uyarınca tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu daha uzun süre uygulanır.
  • Sözleşme. m. 146, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık süreyi öngörür — ve aksine hüküm vardır. m. 147/5, vekâlet sözleşmesinden doğan alacakları beş yıllık süreye tabi kılar; m. 147/6 ise eser sözleşmesinden doğan alacakları, yüklenicinin ağır kusuru sebebiyle edimi hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi hâli dışında beş yıla tabi tutar. Özel hastane veya hekim ile hasta arasındaki ilişki vekâlet sözleşmesi — bazı işlemler bakımından eser sözleşmesi — olarak nitelendirildiğinden, uygulanacak süre gerçekten nitelendirmeye bağlıdır ve somut olayda teyit edilmelidir. On yıl güvenli bir varsayım değildir; m. 148 ise bu sürelerin sözleşmeyle değiştirilmesini engeller.
  • İdari yol. Ön başvuru için bir yıllık ve beş yıllık süreler ile dava açmak için altmış günlük süre yukarıda açıklanmıştır.

Davayı esasa girilmeden bitiren usul hataları

Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında resen araştırır; taraflar da eksikliği her zaman ileri sürebilir (HMK m. 115). Eksiklik giderilebilir nitelikteyse mahkeme önce kesin süre verir — ancak m. 114/2 diğer kanunlardaki dava şartı hükümlerini saklı tutar ve arabuluculuk rejimi kendi içinde daha ağır bir kural barındırır. Tekrarlayan hatalar şunlardır:

  • Arabulucuya hiç başvurmadan dava açmak. Bu anlaşıldığında mahkeme, davayı herhangi bir işlem yapmaksızın dava şartı yokluğundan usulden reddeder (6325 sayılı Kanun m. 18/A-2). Eksikliğin giderilmesi için süre verilmez ve dilekçe karşı tarafa tebliğ dahi edilmez.
  • Arabuluculuğu tamamlayıp son tutanağı eklememek. Bu ayrı bir hâldir ve giderilebilir: mahkeme bir haftalık kesin süre içeren bir davetiye gönderir; tutanak yine sunulmazsa dava, tebligat yapılmaksızın usulden reddedilir. İki hâl kolayca karıştırılır; oysa aynı değildir.
  • Kamu hastanesindeki hekimi davalı göstermek. Talep yalnızca idareye yöneltilir.
  • Doğrudan idare mahkemesine gitmek. m. 13 kapsamındaki yazılı başvuru yapılmamışsa altmış günlük sürenin işlemeye başlayacağı bir an da yoktur.
  • Otuz günü altmış gün sanmak. Otuz gün idarenin susmasına, altmış gün davanın açılmasına ilişkindir. İdareden cevap için altmış gün beklenip ardından yeniden altmış gün sayılması, esasen haklı bir talebin süre aşımından reddedilmesinin bilinen sebeplerindendir.
  • İlk arabuluculuk toplantısına katılmamak. m. 18/A-11’deki gider yaptırımı, davayı kazanan taraf bakımından da uygulanır; ancak bu fıkra tüketici aleyhine işletilemez (6502 sayılı Kanun m. 73/A-2).
  • Mesleki Sorumluluk Kurulu’nu tazminat sürecinin bir aşaması saymak. Kurul, tazminat sürecinin bir aşaması değildir.

Maliyeti nihai olarak kim üstlenir

Zorunlu sigorta, davalının kim olacağını değiştirmeksizin her iki yolun arkasında durur. 1219 sayılı Kanun’un Ek 12. maddesi; kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekim, diş hekimi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların, tıbbi kötü uygulama sebebiyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rücular için sigorta yaptırmasını zorunlu kılar ve primin yarısının döner sermaye veya kurum bütçesinden karşılanmasını öngörür. Özel sağlık kuruluşlarında çalışanlar ile mesleğini serbest icra edenler ise mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır; özel kuruluş çalışanları için sigorta kuruluşça yaptırılır, primin yarısı çalışan tarafından ödenir ve işverence ödenen yarı, hiçbir ad altında çalışanın maaşından veya diğer mali haklarından kesilemez.

Kamu tarafında döngü sonda kapanır: idare, kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla hükmedilen tazminatı ödedikten sonra, zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan sağlık meslek mensubunun yerine geçerek, ödediği vekâlet ücreti ve yargılama giderleri de dâhil olmak üzere tazminatı, kusur oranında ve poliçe limitleri kapsamında ilgilinin sigortacısından talep eder (3359 sayılı Kanun Ek m. 18, 2024’te eklenen üçüncü fıkra).

Bu rehberde anılan kanunların yürürlükteki güncel metinleri, Cumhurbaşkanlığı’nın resmî mevzuat veri tabanı Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden yayımlanmaktadır.

İki yol birlikte okunduğunda tek bir şey açıkça görülür: Türkiye’de malpraktis yargılamasında usule ilişkin sorular, tıbbi sorulardan önce ve hızlı biçimde karara bağlanır. Bilirkişi raporuna hiç ulaşamayan dosyalar nadiren tıp savunulamaz olduğu için kaybedilir — çoğunlukla görevli mahkeme yanlış bir öncülden seçildiği, zorunlu ön aşama atlandığı ya da yanlış sırada tamamlandığı, yahut otuz gün ile altmış gün tek bir süre sanıldığı için kaybedilir.

Yol belirlendikten sonra izlenen sıra

  1. 01

    Sağlık kuruluşunun statüsünü belirleyin

    Özel hastane, klinik ya da serbest çalışan hekim mi, kamu hastanesi mi? Görevli mahkeme, doğru davalı, zorunlu ön aşama ve süre — hepsi bu tek olgudan doğar.

  2. 02

    Tıbbi dosyayı güvence altına alın

    Tam kayıt, görüntülemeler, ameliyat ve hemşire notları ile imzalı onam formu, uyuşmazlık çekişmeli hâle gelmeden temin edilir; dosya sonradan büyük ölçüde belgeler üzerinden çözülür.

  3. 03

    Özel yol: arabuluculuk bürosuna başvurun

    Arabulucuya başvuru dava şartıdır (6502 sayılı Kanun m. 73/A-1). Başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar zamanaşımı durur (6325 sayılı Kanun m. 18/A-15).

  4. 04

    Kamu yolu: idareye yazılı başvuru yapın

    Eylemi öğrenmeden itibaren bir yıl, eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde (İYUK m. 13/1). İdarenin otuz gün içinde cevap vermemesi ret sayılır ve dava açma süresini başlatır.

  5. 05

    Davayı görevli mahkemede açın

    Tüketici mahkemesinde, son tutanağın aslı veya onaylı örneği dilekçeye eklenerek; ya da idare mahkemesinde altmış gün içinde, hekime değil idareye karşı.

  6. 06

    Bilirkişi aşaması

    Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişiye başvurur (HMK m. 266). Mahkemece gönderilen adli tıp işleri Adli Tıp Kurumu ihtisas kurullarınca incelenir.

Sıkça sorulan sorular

Davayı hastaneye mi yoksa hekime mi açmam gerekir?

Bu, sağlık hizmetini sunanın statüsüne bağlıdır. Tedavi özel bir hastane ya da klinikte veya serbest çalışan bir hekim tarafından verilmişse talep kuruma ve/veya hekime yöneltilebilir. Tedavi kamu hastanesinde verilmişse hekime kişisel olarak dava açılamaz: Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesi, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının yalnızca idare aleyhine açılabileceğini öngörür; idare daha sonra ilgiliye iç ilişkide rücu edebilir. Kamu yolunda hekimin davalı gösterilmesi, tıbbi değerlendirmeye hiç geçilmeden davanın usulden reddi sonucunu doğurur.

Özel hastaneye dava açmadan önce arabuluculuk zorunlu mudur?

Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklar bakımından evet. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrası, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı saymaktadır. Aynı fıkrada sayılan istisnalar; tüketici hakem heyetinin görevi kapsamındaki uyuşmazlıkları, hakem heyeti kararlarına itirazı, m. 73/6 ve m. 74'teki davaları ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıkları kapsar. Kamu hastanesi yolu ise 73/A maddesinin kapsamında değildir; o yolun kendine özgü ve yerine geçilemez ön aşaması, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca idareye yapılan yazılı başvurudur.

Kamu hastanesine karşı davayı ne kadar süre içinde açmam gerekir?

Birbirinden ayrı iki süre vardır. Birincisi, idareye yazılı başvuru; fiilin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde fiil tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır (İYUK m. 13/1). İkincisi, idare talebi kısmen veya tamamen reddederse dava, idari yargıdaki genel dava açma süresi olan altmış gün içinde açılır (İYUK m. 7/1); süre, ret işleminin tebliğini izleyen günden başlar (m. 7/2-a). İdare otuz gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır ve altmış günlük süre bu otuz günün bittiği tarihten itibaren işler.

Arabuluculuğa hiç başvurmadan dava açılırsa ne olur?

Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin ikinci fıkrası, davanın herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesini öngörür; eksikliğin giderilmesi için süre verilmez ve dava dilekçesi karşı tarafa tebliğ dahi edilmez. Bu, arabuluculuk süreci tamamlandığı hâlde son tutanağın dilekçeye eklenmemiş olması durumundan farklıdır: orada mahkeme, bir haftalık kesin süre içeren bir davetiye gönderir ve tutanak yine sunulmazsa dava, tebligat yapılmaksızın usulden reddedilir.

Hasta, Adli Tıp Kurumu'ndan doğrudan rapor alabilir mi?

Hayır. 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesi uyarınca Adli Tıp Kurumu, Adalet Bakanlığına bağlı olarak adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapar; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ise Kurumun bilimsel ve teknik görüş verme görevini mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen işlerle sınırlar; bu sayımda taraflara yer verilmemiştir. Rapor, taraf talep ettiği için değil, mahkeme ya da savcılık gönderdiği için düzenlenir. Hukuk yargılamasında mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, talep üzerine veya resen bilirkişi incelemesine karar verir (HMK m. 266/1).

Tazminat davasından önce Mesleki Sorumluluk Kurulu'na başvurmak gerekir mi?

Hayır. 7406 sayılı Kanun'la 3359 sayılı Kanun'a eklenen Ek 18. madde, Mesleki Sorumluluk Kurulu'na iki işlev tanır ve bunların hiçbiri hastaya yönelik değildir: Kurul, sağlık meslek mensupları hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni verir ve idarenin ödediği tazminat için kendi personeline rücu edip etmeyeceğine karar verir. Maddede hastalar için bir başvuru yolu öngörülmemiş, Kurula başvuru herhangi bir tazminat talebinin şartı hâline getirilmemiştir.

Bu konu sizinle mi ilgili?

Durumunuzu kısa bir görüşmede birlikte değerlendirelim.

Bize ulaşın