Düzenleyici ve Sektörel

Türkiye'de Sağlık Turizmi: Yabancı Hastalar İçin Hukuki Rehber

Türkiye'de görülen tedaviden doğan uyuşmazlığın sınır ötesi katmanı: MÖHUK uyarınca yetki ve uygulanacak hukuk, apostil ve yeminli tercümeyle vekâletname, kendi ülkesinde dava açmanın sonuçları ve 26 Nisan 2025'ten bu yana yürürlükte olan yetkilendirme çerçevesi.

25 Temmuz 2026 17 dk okuma Türkçe
Görsel · Lex Lata

Türkiye’de tedavi gören bir hasta, kural olarak talebini burada ileri sürebilir; çoğu olayda Türkiye yedek bir seçenek değil, uyuşmazlığın doğal olarak görüleceği yerdir. 5718 sayılı MÖHUK milletlerarası yetkiyi ayrı bir başlık altında düzenlemez: m. 40 uyarınca “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.” Bu kurallar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alır ve m. 6/1, genel yetkili mahkemeyi davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak belirler. Türkiye’de faaliyet gösteren hastane veya klinik Türkiye’de yerleşik olduğundan, hastanın uyruğu ve ikametgâhı ne olursa olsun ona karşı her zaman bir Türk mahkemesi yetkilidir. Bundan sonrası — hangi Türk mahkemesi ve o mahkemenin hangi hukuku uygulayacağı — tedavinin nerede yapıldığına ve talebin sözleşmeye mi haksız fiile mi dayandırıldığına bağlıdır.

İnsanlar Türkiye’ye cerrahi işlemler, diş tedavisi, saç ekimi, göz ve üreme sağlığı tedavileri için gelmektedir. Bir sorun çıktığında ise hasta çoğu kez durumun netleştiği anda başka bir ülkededir ve ilk soru tıbbi değil usulîdir: dava nerede açılacak, hangi hukuk uygulanacak ve bunun ne kadarı tekrar uçmadan yürütülebilir. Bu rehber söz konusu soruları mevzuat metinleri üzerinden yanıtlamaktadır. Metin, herhangi bir talebin esasına ilişkin ölçütü, ispat yükünü ve zamanaşımı sürelerini ele alan Türkiye’de malpraktis (tıbbi hata) hukuku rehberinin tamamlayıcısıdır; burada ele alınan, onun üzerine binen sınır ötesi katmandır.

Hangi mahkeme yetkilidir

MÖHUK m. 40 kısa ve belirleyicidir. Milletlerarası yetki, bağımsız bir mesele değildir; herhangi bir Türk yetki kuralının uyuşmazlığı bir Türk mahkemesinin önüne getirip getirmediği sorulur ve bu kurallar HMK’da yer alır.

  • HMK m. 6/1 — genel yetki. Davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi. Türkiye’de faaliyet gösteren hastane, klinik veya poliklinik burada yerleşiktir; yabancı hastanın sağlık kuruluşuna karşı her hâlde bir Türk mahkemesine başvurabilmesinin sebebi budur.
  • HMK m. 16 — haksız fiil. Fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
  • HMK m. 10 — sözleşme. Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.

Tedavi yerinin hukuken — yalnızca fiilen değil — önem taşıdığı tek nokta budur. Antalya’da, İstanbul’da, İzmir’de veya Türkiye’nin başka bir yerinde yapılan bir işleme aynı hukuk uygulanır; değişen, davanın görüleceği adliyedir. Tedavinin yapıldığı yer ile sağlık kuruluşunun kayıtlı merkezi birlikte yetkili mahkemeyi belirler; bu nedenle davalının tam ticaret unvanını ve kayıtlı adresini tespit etmek idari bir ayrıntı değil, delil toplama işidir.

Talebin dayanağıYetkili mahkemeHüküm
Sağlık kuruluşuna karşı her talepKuruluşun Türkiye’deki yerleşim yeriHMK m. 6/1
Haksız fiilFiilin işlendiği yer; zararın meydana geldiği veya gelme ihtimali bulunan yerHMK m. 16
SözleşmeSözleşmenin ifa edileceği yerHMK m. 10

Bu seçeneklerden biri bakımından ihtiyat gerekir. HMK m. 16’daki üçüncü seçenek — zarar görenin yerleşim yeri — yurt dışında yerleşik bir hastaya yardımcı olmaz. MÖHUK m. 40 milletlerarası yetkiyi iç hukukun yetki kurallarına yolladığı için, Türkiye dışını gösteren bir seçenek Türk mahkemesinin yetkisini doğurmaz. Sağlık turizmi dosyalarında işi gören, m. 6 ile m. 16’nın ilk iki seçeneğidir.

Görev ve arabuluculuk şartı

Yetki ile görev ayrı meselelerdir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 3/k tüketiciyi salt amaca göre tanımlar — “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” — ve uyruğa yahut ikametgâha hiç değinmez. Aynı maddenin (l) bendi ise vekâlet sözleşmelerini açıkça tüketici işlemi kapsamına alır. Kanun’un m. 73/1 hükmü, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemelerini görevli kılar.

Talep bu yola giriyorsa, 22 Temmuz 2020 tarihli 7251 sayılı Kanun’la eklenen m. 73/A uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması — maddede sayılan istisnalar saklı kalmak üzere — dava şartıdır. Genel çerçeve Türk hukukunda zorunlu arabuluculuk rehberinde ele alınmaktadır; burada taşınması gereken nokta şudur: yabancı hasta bu şarttan Türk hastadan daha muaf değildir.

Kanun’un m. 73/5 hükmü ayrıca tüketicinin yerleşim yeri tüketici mahkemesini de yetkili kılar. HMK m. 16’daki durumda olduğu gibi, yurt dışında yaşayan bir hasta bakımından bu seçenek Türkiye’yi değil, dışını gösterir ve Türk mahkemesinin yetkisi bakımından bir sonuç doğurmaz.

Türk mahkemesi hangi hukuku uygular

Yetkili mahkemenin belirlenmesi, uygulanacak hukuku çözmez. MÖHUK sözleşme ile haksız fiili ayrı ayrı bağlar; sınır ötesi bir tıbbi uyuşmazlıkta çoğu kez her ikisi birden gündeme gelir.

Sözleşme (MÖHUK m. 24). Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tabidir; tereddüde yer vermeyecek biçimde zımnen yapılan seçim de geçerlidir. Hukuk seçimi yoksa sözleşme, en sıkı ilişkili olduğu hukuka tabi olur; ticari veya meslekî faaliyet gereği yapılan sözleşmelerde bu, karakteristik edim borçlusunun işyeri hukuku olarak kabul edilir. Tedavi sözleşmesinde karakteristik edim tıbbi tedavinin kendisidir ve Türk hastanesi bakımından bu işyeri Türkiye’dedir.

Haksız fiil (MÖHUK m. 34). Haksız fiilden doğan borçlar, fiilin işlendiği yer hukukuna tabidir. Fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yer farklı ülkelerde ise, m. 34/2 uyarınca zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır. Üçüncü fıkra, borç ilişkisinin başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde o ülke hukukunun uygulanacağını öngörür; beşinci fıkra ise tarafların, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açıkça seçebileceklerini öngörür.

Sağlık turizmi dosyalarını sıklıkla karmaşıklaştıran hüküm m. 34/2’dir; çünkü fiil Türkiye’de gerçekleşirken sonuçları aylar sonra ilk kez hastanın kendi ülkesinde belirginleşebilir. Kanun metni bu senaryoyu mekanik biçimde çözmez — m. 34/3 tam da, Türk ameliyathanesi, Türk tedavi sözleşmesi ve Türk sağlık kuruluşu etrafında kurulmuş bir ilişkinin Türk hukukundan yapay biçimde koparılmaması için vardır. Değerlendirme somut olaya duyarlıdır ve talebin nasıl kurulacağının dava açıldıktan sonra değil, öncesinde düşünülmesi gerekmesinin sebeplerinden biri budur.

Yabancı hukuka iki dış sınır. Yabancı bir hukuk seçilmiş ya da yetkili kılınmış olsa dahi, MÖHUK m. 5 kamu düzenine açıkça aykırı yabancı hukuk hükmünün uygulanmasını engeller; m. 6 ise Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarını kendi kapsamları içinde her hâlde uygulatır. Tedavi sözleşmesindeki bir hukuk seçimi kaydı, dolayısıyla hiçbir zaman son söz değildir.

Sigortacıya yöneltilen talepler

MÖHUK m. 34/4 şu düzenlemeyi getirir: “Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir.” Bu, bağımsız bir hak değil, koşullu bir kapıdır: somut olayda açık olup olmadığı, yetkili hukukun içeriğine bağlıdır.

Bundan ayrı olarak ve Türk maddi hukuku bakımından, 1219 sayılı Kanun Ek m. 12 (21 Ocak 2010 tarihli 5947 sayılı Kanun’la eklenmiştir) özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanları, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kişilere verebilecekleri zararlar ile bu sebeple kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere meslekî malî sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü tutar. Özel sağlık kuruluşunda çalışanlar bakımından sigorta kuruluşça yaptırılır ve primin yarısı ilgili tarafından, yarısı işveren tarafından ödenir. Tedavi özel sektörde görülmüşse bu zorunlu teminat tablonun kalıcı bir unsurudur; ona nasıl ve kime karşı ulaşılacağı ise m. 34/4’ün düzenlediği ayrı bir sorudur.

Kendi ülkenizin tüketici koruması sizinle birlikte seyahat etmez

Hastanın kendi ülkesinde tüketici sayıldığı, dolayısıyla kendi mahkemesini ve kendi hukukunu koruduğu yolundaki akıl yürütme caziptir. MÖHUK böyle bir kural içermez. Kanun’un m. 26/4 hükmü, paket turlar hariç olmak üzere, maddenin taşıma sözleşmeleri ile tüketiciye hizmetin onun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkede sağlanması zorunlu olan sözleşmelere uygulanmayacağını düzenler. Tüketici lehine yetki kuralını getiren m. 45 ise yalnızca “26 ncı maddede tanımlanan tüketici sözleşmeleri” bakımından uygulandığından, ancak Türkiye’de sunulabilecek bir tedavi, metnin lafzına göre her iki hükmün de dışında kalır. Türk doktrininde bu noktada tartışma bulunmaktadır ve bu rehber yerleşik bir cevap sunmamaktadır; ancak kanun metni iyimser okunmamalıdır.

Tedavi sözleşmesindeki yabancı mahkeme kayıtları

Yabancı bir mahkemenin yetkilendirilmesi MÖHUK m. 47’de düzenlenir. Böyle bir anlaşma yalnızca yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde mümkündür; ancak yazılı delille ispat edilirse geçerlidir; ve buna rağmen yabancı mahkeme kendisini yetkisiz sayarsa yahut Türk mahkemesinde yetki itirazında bulunulmazsa dava Türk mahkemesinde görülür. Aynı maddenin ikinci fıkrası ayrıca 44, 45 ve 46 ncı maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisinin anlaşmayla bertaraf edilemeyeceğini öngörür. Onam evrakının arasına sıkıştırılmış bir kayıt, kısacası göründüğünden çok daha zayıftır.

Yurt dışından dava: vekâletname, apostil, tercüme

Mesafe bir yetki sorunu değil, bir belge sorunudur.

Vekâletname. HMK m. 76/1, avukatın noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletnamenin aslını veya avukat tarafından aslına uygunluğu onaylanmış örneğini dava dosyasına konulmak üzere ibraz etmesini zorunlu tutar. HMK m. 77/1 uyarınca bu belge olmadan avukat dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz; gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme kesin süre verebilir, süresinde vekâletname sunulmazsa dava açılmamış sayılır. Ayrıca 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 89’da düzenleme şeklinde yapılması zorunlu tutulan işlemler — tapu işlemi gerektiren sözleşme ve vekâletnameler, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış, taşınmaz satış vaadi, vakıf senedi, evlenme sözleşmesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi — arasında dava vekâletnamesi yer almaz.

Apostil. Türkiye, 5 Ekim 1961 tarihli Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi’ne taraftır: 8 Mayıs 1962’de imzalanmış, 31 Temmuz 1985’te onaylanmış ve Türkiye bakımından 29 Eylül 1985’te yürürlüğe girmiştir. İç hukukta onaylanması 20 Haziran 1984 tarihli ve 3028 sayılı Kanun’la uygun bulunmuş; Sözleşme, 27 Temmuz 1984 tarihli ve 84/8373 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak 16 Eylül 1984 tarihli ve 18517 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme’nin 1. maddesi resmî belgeler arasında noter senetlerini de sayar; dolayısıyla yurt dışında noter önünde düzenlenen bir vekâletname Sözleşme kapsamındadır. Buna karşılık diplomasi veya konsolosluk memurları tarafından düzenlenen belgeler aynı madde ile kapsam dışında bırakılmıştır. 2-4. maddeler uyarınca imzanın, imzalayanın sıfatının ve mührün doğruluğunun teyidi için istenebilecek tek işlem, belgenin düzenlendiği devletin yetkili makamınca konulan apostil şerhidir; şerh belgenin kendisine veya ekine konulur, Sözleşme’ye ekli örneğe uygun olmalı ve Fransızca “Apostille (Convention de La Haye du 5 octobre 1961)” başlığını taşımalıdır. 6. madde uyarınca her devlet kendi yetkili makamlarını belirler. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’de apostil düzenlemeye yetkili makamların valilikler veya kaymakamlıklar olduğunu belirtmektedir; belgenin düzenlendiği ülkede yetkili makam ise o devletin bildirdiği makamdır.

Sözleşme yalnızca âkit devletler arasında uygulanır — 25 Temmuz 2026’da HCCH durum tablosunda 130 âkit taraf görünmektedir ve bu sayı yeni katılımlarla değişmektedir. Sözleşme’ye taraf olmayan bir devletten gelen belge için, aynı Dışişleri Bakanlığı rehberinde tarif edilen ve o ülkenin kendi iç tasdik zinciri ile dışişleri bakanlığından geçen tam onay yolu izlenir.

Tercüme. Apostil tek başına yetmez. Dışişleri Bakanlığı rehberi, yabancı resmî belgelerin Türk makamları önünde kullanılabilmesi için yeminli tercüman tarafından yapılmış Türkçe tercümesinin eklenmesi gerektiğini; bu tercümenin ya yurt dışındaki Türk temsilciliğince ya da yol yabancı devletin Türkiye’deki temsilciliğinden geçiyorsa Türkiye’de noterce onaylanacağını açıkça belirtmektedir. Noterlik Kanunu m. 103, noterin tercümeyi nasıl şerh edeceğini düzenler: yeminli tercümandan yararlanılmışsa şerhte tercümanın kimliği ve adresi bulunmalı, şerh noter tarafından tarih konulup imzalanarak mühürlenmelidir. Aynı Kanun’un m. 60/6 hükmü ise belgelerin bir dilden diğerine çevrilmesini noterlerin kanuni görevleri arasında sayar.

Üç belge birlikte yolculuk eder: noter vekâletnamesi, düzenlendiği devletin yetkili makamından alınmış apostil şerhi ve onaylı Türkçe tercüme. Biri eksikse dosya daha ilk adımda tıkanır.

Teminat gösterme yükümlülüğü

Yabancı davacılar için, Türk davacılar bakımından söz konusu olmayan bir usul yükümlülüğü öngörülmüştür. MÖHUK m. 48/1 uyarınca Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise karşılıklılık esasına göre teminat gösterme yükümünden muafiyet tanır.

Adalet Bakanlığı, bu karşılıklılığın anlaşmadan, kanun hükmünden veya fiilî uygulamadan doğabileceğini resmen belirtmekte ve 1 Mart 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’nin 17. maddesine işaret etmektedir: âkit devletlerden birinin vatandaşı olan ve âkit devletlerden birinde ikamet eden kişilerden, bir başka âkit devletin mahkemelerinde davacı veya müdahil sıfatıyla göründüklerinde, yabancı olmaları ya da o ülkede yerleşim yeri veya ikametgâhı bulunmaması sebebiyle hiçbir teminat veya depozito istenemez. Türkiye Sözleşme’ye 23 Ekim 1972’de katılmış, Sözleşme Türkiye bakımından 11 Temmuz 1973’te yürürlüğe girmiştir. İki koşul birlikte aranır: davacının bir âkit devletin vatandaşı olması ve bir âkit devlette ikamet etmesi. Bunlar gerçekleşmiyorsa, karşılıklılık başka bir dayanakla ortaya konulmadıkça m. 48/1’deki teminat uygulanır.


Kendi ülkenizde dava açarsanız ne olur

Kendi ülkesinde dava açmak kimi hâllerde kaçınılmazdır, bazen de yerinde bir tercihtir. Ancak hiçbir zaman kestirme yol değildir; çünkü yabancı bir ilam, bir Türk mahkemesi karar verinceye kadar Türkiye’deki malvarlığı üzerinde hiçbir etki doğurmaz.

MÖHUK m. 50/1 uyarınca yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesince tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. MÖHUK m. 51, görevli mahkemeyi asliye mahkemesi olarak belirler; yetkili mahkeme, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesi; bunlar da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biridir. Bir Türk kliniğine karşı bu, çoğu kez kliniğin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi anlamına gelir — yani hastanın en baştan gidebileceği adliye.

MÖHUK m. 54 dört koşulu birlikte arar:

  • Karşılıklılık — Türkiye ile o devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan kanun hükmü veya fiilî uygulama (m. 54/1-a);
  • Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi ve davalının itiraz etmesi şartıyla, ilamın konuyla veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması (m. 54/1-b);
  • Kamu düzenine açıkça aykırı olmaması (m. 54/1-c); ve
  • Savunma hakkına riayet edilmiş olması — davalının usulüne uygun çağrılmış ve temsil edilmiş olması, yahut o devlet kanunlarına aykırı biçimde gıyabında hüküm verilmemiş olması; bu itiraz Türk mahkemesinde ileri sürülmedikçe re’sen dikkate alınmaz (m. 54/1-ç).

Bunlardan ikisi, yurt dışında elde edilmiş bir sağlık turizmi ilamını doğrudan ilgilendirir. Anılan fıkranın (a) bendindeki karşılıklılık her devlet bakımından anlaşma, kanun veya fiilî uygulama üzerinden ayrı ayrı değerlendirilir; herhangi bir ülke için peşinen varsayımda bulunulmamalıdır. Aynı fıkranın (b) bendi ise Türk davalıya, yabancı mahkemenin Türk sağlık kuruluşuyla gerçek bir ilişkisi bulunmaksızın yetki tanımış olduğu yönünde somut bir itiraz imkânı verir — ki kendi ülkesinde alınan bir kararın davet ettiği eleştiri tam olarak budur.

MÖHUK m. 53 dosyanın içeriğini belirler: yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ile onanmış tercümesi; ayrıca ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Talep, m. 55 uyarınca basit yargılama usulüne göre incelenip karara bağlanır; m. 57/1 uyarınca tenfizine karar verilen yabancı ilam Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunur; m. 57/2 uyarınca temyiz, yerine getirmeyi durdurur.

İlam yalnızca kesin delil veya kesin hüküm olarak kullanılacaksa tanıma daha hafif bir yoldur: m. 58/1 uyarınca mahkemenin yalnızca tenfiz şartlarının bulunduğunu tespit etmesi yeterlidir ve m. 54/1-a’daki karşılıklılık koşulu tanımada açıkça aranmaz. Tanıma ile tenfizi karşılıklılık bakımından birbirine karıştırmak, sık yapılan ve pahalıya mal olan bir hatadır. Mekanizmanın tamamı, belgeler ve ret sebepleri yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizi rehberinde ele alınmaktadır; sınır ötesi ticari uyuşmazlıklarda yetkili yargı yerinin seçimini belirleyen değerlendirmeler burada da geçerlidir.

Türkiye’den ayrılmadan toplanması gereken deliller

Sınır ötesi bir tıbbi uyuşmazlıkta en değerli zaman aralığı, hâlâ o kuruluşun hastası olduğunuz ve hâlâ ülkede bulunduğunuz dönemdir. Ülkenize döndükten sonra her belge bir talep, bir tercüme ve bir gecikme hâline gelir.

  • Tam tıbbi dosya — muayene notları, görüntülemeler ve ham görüntü verisi, ameliyat ve anestezi kayıtları, patoloji ve laboratuvar sonuçları, hemşire gözlem ve taburcu notları, reçeteler ve ameliyat sonrası talimatlar.
  • İmzalı aydınlatılmış onam formu ile formun hangi dilde olduğu ve anladığınız bir dilde açıklama yapılıp yapılmadığına ilişkin kayıt. Onam, Türk malpraktis yargılamalarında tekrar eden bir kırılma noktasıdır; sınır ötesi hâlinde tekrar eden zayıflık ise dildir.
  • Kullanılan implant, cihaz veya materyale ilişkin bilgiler; kayıtta yer aldığı ölçüde ürün ve seri/parti tanımlayıcıları dâhil.
  • Tedavi sözleşmesi, fiyat teklifi, faturalar ve ödeme belgeleri; işlemin etrafında ayarlanmış paket veya konaklama düzenlemeleriyle birlikte.
  • Sağlık kuruluşunun tam ticaret unvanı ve kayıtlı adresi ile tedaviyi yapan hekimin adı ve unvanı. HMK m. 6 ve 16 kapsamındaki yetki değerlendirmesi bu bilgilere dayanır.
  • Tedaviyi organize eden aracı kuruluşun kimliği ve onunla yapılan tüm rezervasyon ve mesajlaşma yazışmaları — ameliyat öncesi verilen taahhütler çoğu kez yalnızca orada durur.
  • Ülkenize döndükten sonraki durumunuzun kendi tedavi eden hekiminizce ayrıntılı biçimde belgelenmesi. Bu kayıtların, mahkemece atanacak bilirkişilere sunulabilmesi için tercüme edilmesi gerekecektir.

Yetkilendirilmiş sağlık kuruluşu çerçevesi

Türkiye’de uluslararası sağlık turizmi düzenlenmiş bir faaliyettir ve sizi tedavi eden kuruluşun mevzuattaki konumu, erkenden tespit edilmeye değer bir olgudur.

Yürürlükteki metin, 26 Nisan 2025 tarihli ve 32882 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’tir. Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş ve aynı adı taşıyan 13 Temmuz 2017 tarihli ve 30123 sayılı Yönetmeliği açıkça yürürlükten kaldırmıştır. Bu ayrıntı göründüğünden daha önemlidir: ikincil nitelikteki pek çok yayın hâlâ 2017 metnini yürürlükteymiş gibi anlatmaktadır. Yönetmeliğin dayanağı (m. 3), 3359 sayılı Kanun m. 9/c ile Ek m. 11 ve Ek m. 19; 663 sayılı KHK Ek m. 2; ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 355 ve 508’dir. Amacı (m. 1), uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sunulan sağlık hizmetleri ile aracılık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarını belirlemek, bu alanda faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesini ve bu faaliyetlerin denetlenmesini düzenlemektir.

Hasta açısından bilinmesi gereken üç özellik vardır:

  • Yetki belgesi zorunludur ve kuruluşa bağlıdır. Uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütebilmek için sağlık tesisinin ve aracı kuruluşun yetki belgesi alması zorunludur. Belge, sağlık tesisleri bakımından Bakanlıkça, aracı kuruluşlar bakımından USHAŞ (Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.) tarafından düzenlenir. Bu, tek tek hekimlerin taşıdığı bir belge değildir.
  • Aracı kuruluş kendi başına düzenlemeye tabi bir aktördür. Yönetmelik aracı kuruluşu, uluslararası sağlık turizmi hizmetleri kapsamında uluslararası sağlık turistine ve refakatçilerine danışmanlık hizmeti sunan kuruluş olarak tanımlar; yani aracılık eden şirket çerçevenin dışında değil, içindedir.
  • Yabancı dil kapasitesi bir nezaket değil, mevzuat şartıdır. Aracı kuruluş, gelen çağrıları karşılamak üzere en az iki yabancı dilde 7 gün 24 saat esasına uygun hizmet verebilecek bir altyapıya sahip olmak ya da bunu sağlayabilecek bir çağrı merkeziyle hizmet alımı sözleşmesi yapmak zorundadır. Bundan ayrı olarak sağlık tesisinde bir uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulur ve bu birimde çalışan personelin en az birinin yabancı dil bilmesi ve bunu belgelendirmesi aranır.

Yönetmelik ayrıca bir geçiş hükmü içerir: Geçici m. 1, yürürlükten önce sağlık turizmi yetki belgesi almış sağlık tesisleri ile aracı kuruluşlara uyum için altı aylık süre tanımaktadır.

Bütün bu çerçevenin üzerinde bir de denetim katmanı vardır. 3359 sayılı Kanun Ek m. 11, ilk fıkralarının 21 Şubat 2024 tarihli ve 7496 sayılı Kanun’la aldığı şekliyle, sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceğini ve bu hükmün uluslararası sağlık turizmi kapsamındaki her türlü kuruluşun faaliyetlerini de kapsadığını açıkça belirtir. Aynı hüküm, ruhsatsız veya yetkisiz biçimde sağlık hizmeti sunulmasını ya da sunulmasına imkân sağlanmasını bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla yaptırıma bağlar; Bakanlıkça izin verilmeksizin özel izne tabi hizmet birimi veya sağlık kuruluşu açılmasına ya da buralarda hizmet sunulmasına ise, kanuni bir taban tutar ile bir önceki aya ait brüt hizmet gelirinin yarısı esas alınarak hesaplanan idari para cezası uygulanır. Parasal taban tutarlar her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellendiğinden burada yazılmamıştır; önemli olan mekanizmadır. Olgular aynı zamanda ceza hukukunu ilgilendiriyorsa, bu yol tazminat talebinden ayrı yürür.

Suç duyurusu düşünülüyorsa: sıkça dar anlatılan bir nokta

3359 sayılı Kanun Ek m. 18 — 12 Mayıs 2022 tarihli 7406 sayılı Kanun’la eklenmiş, 2024’te değiştirilmiştir — çoğu kez yalnızca kamu görevlisi sağlık personeline ilişkinmiş gibi anlatılır. Oysa hüküm, lafzı itibarıyla kamu kurum ve kuruluşları ile özel sağlık kurum ve kuruluşlarında ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarını kapsar. Bu kişilerin muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarından doğan soruşturmalar 4483 sayılı Kanun’a tabidir ve soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir; 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki süreler iki kat olarak uygulanır ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Sağlık turizmi bakımından bu teorik bir ayrıntı değildir: özel klinikte çalışan bir cerrah hakkındaki suç duyurusu da bu izin aşamasından geçer.

Uygulamaya yönelik notlar

Sınır ötesi tıbbi talepler, tıbbi sebeplerden çok usul sebepleriyle sonuçsuz kalır ve bu usul hatalarının neredeyse tamamı önlenebilir niteliktedir.

  • Davanın yaşadığınız yerde açılması gerektiğini varsaymayın. HMK m. 6, Türk sağlık kuruluşuna karşı size hak olarak bir Türk mahkemesi verir; davalı, kayıtlar, tanıklar ve malvarlığı da çoğunlukla Türkiye’dedir.
  • Davalıyı kesin biçimde tespit edin. Yetki değerlendirmesini ve icra konumunu belirleyen, kuruluşun tanıtım veya işletme adı değil, ticaret unvanı ve kayıtlı merkezidir.
  • Belgeleri davanın kendisi sayın. Türkiye’deyken güvence altına alınan kayıtlar ile usulüne uygun düzenlenmiş, apostilli ve tercüme edilmiş bir vekâletname, dosyanın siz olmadan yürümesini sağlayan şeydir.
  • Talebin kurgusunu dava açmadan önce düşünün. Sözleşme ile haksız fiil, MÖHUK m. 24 ve 34 bakımından farklı bağlama kurallarına götürür; tüketici mahkemesinin görevi ise beraberinde m. 73/A arabuluculuk şartını getirir.
  • Kendi ülkenizdeki yolu gerçekçi biçimde tartın. Yurt dışında elde edilen bir ilamın burada m. 54 süzgecinden geçmesi gerekir; buna, yabancı mahkemenin Türk davalıyla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı yönündeki özel itiraz da dâhildir.
  • Sağlık kuruluşunun ve aracı kuruluşun mevzuattaki konumunu 26 Nisan 2025’ten beri yürürlükte olan Yönetmelik çerçevesinde kontrol edin — bu, özel bir iddia değil, kamusal düzenlemeye dayanan bir delil meselesidir.

Tedavinin kabul görmüş tıbbi standardın altında kalıp kalmadığını belirleyen maddi hukuk, yabancı hasta için de Türk hasta için de aynıdır ve Türkiye’de malpraktis (tıbbi hata) hukuku rehberi ile sağlık hukuku alanına ilişkin sayfada ele alınmaktadır. Sınır ötesi boyutun eklediği ise yetkiye, uygulanacak hukuka ve belge düzenine ilişkin, dava açıldıktan sonra değil öncesinde çözülmesi daha isabetli olan bir katmandır.

Sınır ötesi bir talep pratikte nasıl ilerler

  1. 01

    Türkiye'den ayrılmadan dosyayı alın

    Hâlâ o kuruluşun hastasıyken tam kaydı isteyin: dosya, görüntülemeler, ameliyat ve anestezi notları, patoloji, faturalar ve imzalı onam formu.

  2. 02

    Davalıyı ve yetkili mahkemeyi belirleyin

    Kuruluşun ticaret unvanını, kayıtlı merkezini ve tedavinin yapıldığı yeri tespit edin; MÖHUK m. 40 milletlerarası yetkiyi HMK'nın yetki kurallarına yollar ve bu kurallar tam da kuruluşun yerleşim yeri ile tedavinin yapıldığı yere dayanır.

  3. 03

    Yurt dışından vekâlet verin

    Bulunduğunuz ülkede noter önünde vekâletname düzenletin, yetkili makamdan apostil şerhi alın ve onaylı Türkçe tercümesini ekleyin (HMK m. 76 ve 77).

  4. 04

    Dava şartını tamamlayın

    Talep tüketici mahkemesinin görev alanına giriyorsa, 6502 sayılı Kanun m. 73/A uyarınca arabulucuya başvuru — maddede sayılan istisnalar dışında — dava şartıdır.

  5. 05

    Bilirkişi delili üzerinden dava

    Türk mahkemesi dosyayı büyük ölçüde adli tıp ve uzman bilirkişi raporlarına göre çözer; yurt dışında üretilen kayıtların bilirkişiye sunulabilmesi için tercüme edilmesi gerekir.

Sıkça sorulan sorular

Yabancı bir hasta Türkiye'de dava açabilir mi?

Kural olarak evet. 5718 sayılı MÖHUK milletlerarası yetkiyi ayrı bir başlık altında düzenlemez; m. 40 uyarınca Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. Bu kurallar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alır ve m. 6/1, genel yetkili mahkemeyi davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak belirler. Türkiye'de faaliyet gösteren hastane veya klinik Türkiye'de yerleşik olduğundan, hastanın uyruğu ve ikametgâhı ne olursa olsun ona karşı bir Türk mahkemesi daima yetkilidir.

Tedavinin görüldüğü şehir, davanın hangi mahkemede görüleceğini belirler mi?

Belirleyen iki olgudan biridir. HMK m. 6 sağlık kuruluşunun yerleşim yerini esas alır; HMK m. 16 ise haksız fiilden doğan davalarda fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesini de yetkili kılar. Sözleşmeden doğan davalarda HMK m. 10 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkilidir. Tedavi belirli bir tesiste yapıldığından, tedavi yeri ile kuruluşun kayıtlı merkezi birlikte yetkili mahkemeyi belirler; ancak uygulanacak hukuk Türkiye'nin her yerinde aynıdır.

Davayı açmak veya yürütmek için Türkiye'ye gelmem gerekir mi?

Avukat tayini için gerekmez. HMK m. 76/1 uyarınca avukatın, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletnamenin aslını veya avukat tarafından aslına uygunluğu onaylanmış örneğini dosyaya sunması gerekir; m. 77/1 uyarınca bu belge olmadan avukat dava açamaz ve usul işlemi yapamaz. 1961 tarihli Lahey Apostil Sözleşmesi'ne taraf bir devlette noter önünde düzenlenen vekâletname için, o devletin yetkili makamından apostil şerhi ve ayrıca onaylı Türkçe tercüme gerekir. Buna karşılık tıbbi muayene için ya da kimi hâllerde duruşma için bizzat bulunmanız gerekebilir.

Zarar ülkeme döndükten sonra ortaya çıktıysa hangi hukuk uygulanır?

Talebin nasıl kurulduğuna bağlıdır. Sözleşme yolunda MÖHUK m. 24, tarafların açık olarak seçtikleri hukuku, seçim yoksa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuku uygular; ticari veya meslekî faaliyet gereği yapılan sözleşmelerde bu, karakteristik edim borçlusunun işyeri hukuku olarak kabul edilir ve Türk hastanesi bakımından bu işyeri Türkiye'dedir. Haksız fiil yolunda MÖHUK m. 34, fiilin işlendiği yer hukukunu; fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yer farklı ülkelerde ise zararın meydana geldiği yer hukukunu uygular. Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise, borç ilişkisinin başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde o ülke hukukunun uygulanacağını öngörür. Bu, otomatik bir sonuç değil, somut olaya duyarlı bir değerlendirmedir.

Kendi ülkemde dava açıp kararı Türkiye'de icra ettirebilir miyim?

Deneyebilirsiniz, ancak kazanılan bir şey olmaz. MÖHUK m. 50 uyarınca yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş kararlar Türkiye'de ancak asliye mahkemesinin tenfiz kararıyla icra olunur. MÖHUK m. 54 dört koşulu birlikte arar: karşılıklılık; Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi ve davalının itirazı hâlinde, kararı veren mahkemenin konu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmaksızın kendisine yetki tanımamış olması; kararın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması; ve savunma hakkına riayet edilmiş olması. Karşılıklılık her devlet bakımından ayrı ayrı değerlendirilir. Yalnızca kesin delil veya kesin hüküm etkisi gerekiyorsa tanıma yeterlidir ve m. 58/1, karşılıklılık koşulunu tanımada açıkça aramaz.

Yabancı davacı olarak teminat yatırmam istenir mi?

MÖHUK m. 48/1 uyarınca Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır; m. 48/2 ise karşılıklılık esasına göre muafiyet tanır. Adalet Bakanlığı, bu karşılıklılığın anlaşmadan, kanun hükmünden veya fiilî uygulamadan doğabileceğini belirtmekte ve Türkiye'nin 11 Temmuz 1973'ten bu yana taraf olduğu 1 Mart 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'nin 17. maddesine işaret etmektedir: âkit devletlerden birinin vatandaşı olan ve âkit devletlerden birinde ikamet eden davacı veya müdahilden, yabancı olması ya da o ülkede yerleşim yeri bulunmaması sebebiyle teminat istenemez. Vatandaşlık ve ikamet koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Bu konu sizinle mi ilgili?

Durumunuzu kısa bir görüşmede birlikte değerlendirelim.

Bize ulaşın