Uyuşmazlık ve İcra

Türk Ceza Muhakemesi: Soruşturmadan Temyize

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun iki evresini — savcının soruşturmasından son kanun yoluna kadar — süreleri ve madde dayanaklarıyla anlatan bir rehber.

25 Temmuz 2026 18 dk okuma Türkçe
Görsel · Lex Lata

Türkiye’de ceza muhakemesi, 4 Aralık 2004’te kabul edilen ve 17 Aralık 2004 tarihli, 25673 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na tabidir. Kanun her ceza dosyasını iki evreye ayırır: soruşturma, yetkili mercilerin suç şüphesini öğrenmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evredir; kovuşturma ise iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar süren evredir (CMK m. 2). Soruşturmayı Cumhuriyet savcısı, kovuşturmayı mahkeme yürütür. Aynı kişi ilk evrede şüpheli, ikinci evrede sanık olarak anılır.

Aşağıda bir ceza dosyasının soruşturmanın açılmasından son kanun yoluna kadar izlediği yol ele alınmaktadır: hangi kararı kimin verdiği, dosya derdestken kişiye hangi koruma tedbirlerinin uygulanabileceği, savcının iddianame ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar arasında seçim yaptığı an ve istinaf ile temyiz yollarının birbirinden nasıl ayrıldığı.

Aşağıdaki madde ve süre atıfları, Mevzuat Bilgi Sistemi’nde yayımlanan ve 25 Temmuz 2026’da görülen, değişiklik cetveli 24/12/2025 tarihli ve 25/12/2025’te yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun’a kadar işlenmiş güncel CMK metnine dayanmaktadır. Bu ayrıntı göründüğünden daha önemlidir: ceza muhakemesinde en sık alıntılanan sürelerin birkaçı 1 Haziran 2024 gibi yakın bir tarihte değişmiştir ve mülga rakamlar hâlâ yaygın biçimde tekrarlanmaktadır.

Soruşturma evresi

Soruşturmayı Cumhuriyet savcısı yürütür. CMK m. 160/1 uyarınca savcı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

Bunu izleyen yükümlülük, uygulamada en çok yanlış anlaşılan noktadır. m. 160/2, savcının emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayıp muhafaza altına almasını ve şüphelinin haklarını korumasını emreder. Savcı bu evrede mahkûmiyet peşinde koşan bir taraf değildir; kamu davasının açılmasını gerektiren bir durumun bulunup bulunmadığını araştırmakla görevli makamdır. Uygulama tarafını m. 161/2 tamamlar: adli kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl savcıya bildirmek ve savcının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadır.

Soruşturma evresindeki her şey geçicidir. Henüz dosya bir mahkemenin önüne gelmemiş, resmî bir isnatta bulunulmamıştır; şüpheli sıfatı ise savunma haklarını ilk duruşmadan değil, ilk ifadeden itibaren beraberinde getirir.

Kişi özgürlüğü çoğunlukla bu evrede tartışılır. Hangi koruma tedbirinin gündemde olduğu ve buna kimin karar verebileceği, ceza hukuku alanındaki her dosyada sorulan ilk pratik sorudur.

Gözaltı, tutuklama ve adli kontrol karşılaştırması

Türk hukuku birbirinden hayli farklı üç tedbiri ayrı tutar. Gözaltı kısa süreli bir kolluk tedbiridir. Tutuklama, hâkim kararıyla uygulanan bir özgürlükten yoksun bırakma tedbiridir. Adli kontrol ise tutuklama yerine getirilen yükümlülükler bütünüdür.

TedbirKim karar verirKanundaki süre sınırlarıMadde
GözaltıCumhuriyet savcısı; yalnızca dar kapsamlı suçüstü hâllerinde mülki amirlerce belirlenen kolluk amirleriYakalamadan itibaren en çok 24 saat; en yakın hâkim veya mahkemeye gönderme süresi hariç ve bu süre de en çok 12 saat. Yalnızca toplu olarak işlenen suçlarda yazılı emirle 3 güne kadar uzatma, her defasında en çok 1 günCMK m. 91/1, 91/3, 91/4
TutuklamaSoruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi; kovuşturmada savcının istemi üzerine veya re’sen mahkemeAğır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok 1 yıl, 6 ay uzatılabilir. Görevine giren işlerde en çok 2 yıl; uzatma süresi toplam 3 yılı, m. 102/2’de anılan suç grupları bakımından 5 yılı geçemez. Soruşturma evresi için m. 102/4’te ayrı ve daha kısa bir sınır vardır. Çocuklar için yarı veya dörtte üç oranında uygulanır (m. 102/5)CMK m. 100–102
Adli kontrolSoruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi; kovuşturmada yetkili yargı merciiAğır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok 2 yıl, 1 yıl uzatılabilir. Görevine giren işlerde en çok 3 yıl; uzatma toplam 3 yılı, m. 110/A’da anılan suç grupları bakımından 4 yılı geçemez. Çocuklar için yarı oranında uygulanırCMK m. 109–110/A

Gözaltı

CMK m. 91/1 temel kuralı koyar: gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez; bu zorunlu süre ise on iki saatten fazla olamaz. Gözaltı kendiliğinden uygulanan bir tedbir de değildir: m. 91/2 uyarınca gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır. Bu ölçüt 2014’te 6526 sayılı Kanun’la, önceki daha muğlak “suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığı” ifadesinin yerine getirilerek bilinçli olarak sıkılaştırılmıştır.

İki ek düzenleme önemlidir. m. 91/3 uyarınca toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle savcı gözaltı süresinin üç gün süreyle uzatılmasını yazılı olarak emredebilir; her defasındaki uzatma bir günü geçemez ve emir gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir. m. 91/4 ise yalnızca suçüstü hâline ve sınırlı sayıda sayılan suçlara özgü ayrı bir rejim getirir: mülki amirlerce belirlenen kolluk amirleri yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alma emri verebilir.

Bütün bunların arkasında Anayasa’nın (2709 sayılı Kanun) 19. maddesi durur: yakalanan veya tutuklanan kişi, en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır; bu süreler, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süreyi kapsamaz. Bu süreler geçtikten sonra hiç kimse hâkim kararı olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Gözaltı, sürerken de denetime tabidir. m. 91/5 uyarınca yakalanan kişi, müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, yakalama işlemine, gözaltına alma veya gözaltı süresinin uzatılmasına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir; hâkim dosyayı inceleyerek derhâl ve nihayet yirmi dört saat dolmadan karar verir. Serbest bırakılmayan kişi, m. 91/7 uyarınca en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır ve sorguya çekilir; sorguda müdafi de hazır bulunur.

Tutuklama

CMK m. 100/1, tutuklamayı ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde mümkün kılar; işin önemi veya verilmesi beklenen ceza ya da güvenlik tedbiriyle ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemez. Tutuklama nedenleri m. 100/2’de sayılmıştır: kaçma, saklanma ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması; yahut davranışların delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması. m. 100/3, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği bir suç kataloğu getirir. Buna karşılık m. 100/4, sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilmesini yasaklar; bu ikinci hâl, vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar bakımından uygulanmaz.

Kimin karar vereceği de aynı ölçüde katıdır. m. 101/1 uyarınca soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına savcının istemi üzerine veya re’sen mahkeme karar verir. İstem her hâlde gerekçeli olmak ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenleri göstermek zorundadır. m. 101/2 kararın kendisinden aynı titizliği ister: tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya salıverilme isteminin reddine ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenlerinin, tedbirin ölçülü olduğunun ve adli kontrolün yetersiz kalacağının somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerekir. Tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır (m. 101/3); m. 100 ve 101 uyarınca verilen kararlara itiraz edilebilir (m. 101/5).

Tutukluluğun azami süresi tek bir rakamla ifade edilemez. m. 102’deki tavanlar mahkemenin görevine, evreye, suç grubuna ve yaşa göre katmanlıdır ve yukarıdaki tabloda özetlenmiştir; bunların en uzunu — beş yıla varan uzatma — Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlara özgüdür. İki nokta kolayca gözden kaçar: m. 102/4 özellikle soruşturma evresi için ayrı ve daha kısa bir tavan koyar; m. 102/5 ise bu süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından dörtte üç oranında uygular. Uzatma kararları, savcının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir (m. 102/3).

Tutukluluk sürekli olarak yeniden değerlendirilir. m. 108/1 uyarınca soruşturma evresinde tutukluluğun devamının gerekip gerekmediğine, savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, m. 100’deki koşullar çerçevesinde ve şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle en geç otuzar günlük süreler itibarıyla karar verilir; m. 108/2 şüpheliye de inceleme isteme imkânı tanır. Kovuşturma evresinde ise m. 108/3 uyarınca mahkeme, tutuklu sanığın durumunu her oturumda, koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında veya aynı otuz günlük süre içinde re’sen değerlendirir.

Adli kontrol

Adli kontrol, m. 101/1’in savcıyı tutuklama istemeden önce tartışmaya zorladığı seçenektir. CMK m. 109/1 uyarınca, m. 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir; m. 109/2, kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de bu hükümlerin uygulanabileceğini belirtir. m. 109/3, biri veya birkaçı uygulanabilecek yükümlülükleri sayar: yurt dışına çıkamamak; hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak; hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlara veya eğitime devama ilişkin kontrol tedbirlerine uymak; taşıt kullanamamak ve gerektiğinde sürücü belgesini makbuz karşılığında teslim etmek; özellikle bağımlılıktan arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak; hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak; silah bulunduramamak veya taşıyamamak ve gerektiğinde silahları adli emanete teslim etmek; mağdurun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvence vermek; aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve nafakayı düzenli ödeyeceğine dair güvence vermek; konutunu terk etmemek; belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek; belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

Adli kontrol altında geçen süre kural olarak kişi özgürlüğünün kısıtlanması sayılmaz ve cezadan mahsup edilmez. m. 109/6 buna iki istisna getirir — tedavi veya muayene yükümlülüğü ile konutu terk etmeme yükümlülüğü — ve konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki günün mahsupta bir gün olarak dikkate alınacağını öngörür.

Usul bakımından adli kontrole, soruşturma evresinde her aşamada savcının istemi üzerine sulh ceza hâkimi (m. 110/1), kovuşturma evresinde ise yetkili yargı mercileri (m. 110/3) karar verir; yükümlülüğün devamının gerekip gerekmediği en geç dört aylık süreler içinde değerlendirilir (m. 110/4). 1 Ocak 2022’den bu yana yürürlükte olan m. 110/A ise adli kontrole kendi azami sürelerini getirmiştir; dolayısıyla adli kontrol süresiz bir statü değildir.

Karar anı: iddianame mi, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar mı

Her soruşturma iki sonuçtan biriyle biter.

Savcı yeterli şüpheye ulaşamazsa, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (uygulamadaki kısaltmasıyla KYOK) verir. CMK m. 172/1 uyarınca bu karar, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde verilir. Karar, suçtan zarar gören ile daha önce ifadesi alınmış veya sorgusu yapılmış şüpheliye tebliğ edilir ve itiraz hakkını, süresini ve merciini de göstermek zorundadır. Adli kontrol altında veya tutuklu bulunan şüpheli, bu karar verildiğinde serbest bırakılır (m. 103).

İtiraz yolu ve süresi nettir. m. 173/1 uyarınca suçtan zarar gören, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, kararı veren savcının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. Bu cümlenin her iki unsuru da sıkça yanlış aktarılır: süre, 7499 sayılı Kanun’la 1 Haziran 2024 itibarıyla iki hafta olarak değiştirilene kadar on beş gündü; itirazı inceleyen merci ise 28 Haziran 2014’ten bu yana ağır ceza mahkemesi değil, sulh ceza hâkimliğidir.

İtiraz dilekçesinde kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. Sulh ceza hâkimliği, gerekli gördüğünde soruşturmanın genişletilmesini Cumhuriyet başsavcılığından isteyebilir; yeterli neden bulunmazsa istemi gerekçeli olarak reddeder, itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı savcılığa gönderir. İtirazın kabulü hâlinde ise savcılık iddianame düzenleyerek mahkemeye verir (m. 173/2–4).

Kararın şüpheli bakımından koruyucu bir etkisi de vardır. m. 172/2 uyarınca, böyle bir karardan sonra aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için yeni delil elde edilmesi ve bu konuda sulh ceza hâkimliğince karar verilmesi gerekir; m. 173/6 aynı kuralı itirazın reddi hâlinde de uygular. Ayrıca m. 172/3, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararıyla kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin tespit edilmesi ya da başvurunun dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonucunda düşmesi hâlinde, kesinleşmeden itibaren üç ay içinde talep üzerine soruşturmanın yeniden açılmasını öngörür.

Savcı yeterli şüpheye ulaşırsa, görevli ve yetkili mahkemeye iddianame sunar; dosyanın kaderi bu noktada mahkemenin tepkisine bağlanır. m. 174/1 ve 174/3 uyarınca mahkeme, iddianame ile soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde iddianameyi maddede sayılan eksiklikler nedeniyle savcılığa iade edebilir; bu süre içinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Ayrıca m. 174/2, suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iddianamenin iade edilemeyeceğini açıkça belirtir; nitelendirme, dosyayı geri göndermenin gerekçesi değil, yargılamanın konusudur.

Kovuşturma evresi

CMK m. 175/1 geçişi tek cümlede ifade eder: iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Bu andan itibaren yargılamayı savcı değil mahkeme yürütür; m. 175/2 uyarınca mahkeme duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır. Şüpheli artık sanıktır ve hüküm kesinleşene kadar bu sıfatı taşır.

Güvencelerin bir bölümü kovuşturmada da işler, ancak el değiştirir. Tutuklamaya, devamına veya kaldırılmasına artık mahkeme karar verir (m. 101/1) ve tutuklu sanığın durumunu her oturumda ya da otuz günlük süre içinde re’sen değerlendirmek zorundadır (m. 108/3). Adli kontrol de mahkemece re’sen, en geç dört aylık süreler içinde gözden geçirilir (m. 110/4). Sanık veya müdafii, her aşamada adli kontrol altında serbest bırakılma ya da salıverilme isteminde bulunabilir (m. 103).

Kanunun iki genel kuralı, dosyanın dışarıdan nasıl göründüğünü belirler. m. 34/1, her türlü kararın, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılmasını zorunlu kılar; m. 34/2, kararlarda başvurulabilecek kanun yolunu, süresini, merciini ve şeklini göstermeyi emreder. m. 35/2 ise koruma tedbirlerine ilişkin olanlar dışında, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek kararların hazır bulunamayan ilgilisine tebliğini öngörür. Bir sonraki bölümdeki sürelerin tefhime değil tebliğe bağlanmasının nedeni budur.

Ceza muhakemesinin ne için olmadığını da açıkça belirtmek gerekir. Ticari bir uyuşmazlık, para ödenmedi diye suça dönüşmez: ödenmeyen bir alacak icra takibi ve tahsilat yoluyla takip edilir ve pek çok hukuki ve ticari uyuşmazlıkta dava açılabilmesi için önce zorunlu arabuluculuk aşamasından geçilmesi gerekir. Uyuşmazlık gerçekten ticari nitelikteyse yeri CMK değil, ticari uyuşmazlık ve tahkim alanıdır.

Kanun yolları: itiraz, istinaf ve temyiz

Türk ceza muhakemesi, yargılama sırasında verilen bir karara itiraz etmekle, davayı sona erdiren hükme karşı kanun yoluna başvurmayı birbirinden ayırır.

İtiraz

CMK m. 267 uyarınca hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. Süreyi m. 268/1 belirler: kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde, kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Bu süre de 7499 sayılı Kanun’la 1 Haziran 2024’te iki haftaya çıkarılana kadar yedi gündü. Kararına itiraz edilen merci, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı en geç üç gün içinde inceleme merciine gönderir (m. 268/2).

m. 268/3 inceleme mercilerini belirler ve bunlardan biri uygulamada sıklıkla yanlış aktarılır. Kural olarak sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazlar, numara olarak kendisini izleyen hâkimlik tarafından incelenir; ancak sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazlar, 7331 sayılı Kanun’la getirilen ve 1 Ocak 2022’de yürürlüğe giren düzenleme uyarınca yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenir. Asliye ceza mahkemesi kararlarına yapılan itirazlar o yerdeki ağır ceza mahkemesinde, ağır ceza mahkemesi kararlarına yapılan itirazlar ise numara olarak kendisini izleyen dairede incelenir.

İtiraz, kural olarak kararın yerine getirilmesini durdurmaz; ancak kararına itiraz edilen merci veya itirazı inceleyecek merci durdurulmasına karar verebilir (m. 269). İtiraz kural olarak duruşma yapılmaksızın karara bağlanır (m. 271/1) ve merciin verdiği kararlar kesindir; şu kadar ki, ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir (m. 271/4). Tutuklamaya ilişkin itirazlarda savcıdan görüş alınmışsa, bu görüş şüpheliye, sanığa veya müdafie bildirilir; ilgili taraf üç gün içinde görüşünü bildirebilir (m. 270/2).

İstinaf

CMK m. 272/1 ilk kanun yolunu açar: ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bölge adliye mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilir; on beş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler ise bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir. Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş kararlara karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir (m. 272/2).

Bazı hükümler bu yola kapalıdır. m. 272/3, hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 15.000 Türk lirası dahil adli para cezasına mahkûmiyet hükümlerine; üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine ve kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı istinaf yolunu kapatır. Bu şekilde verilen hükümler tekerrüre esas olmaz. 15.000 TL rakamı, 7499 sayılı Kanun’un 3.000 TL’lik eski tutarı değiştirmesiyle 1 Haziran 2024’ten beri uygulanmaktadır; usul hukukundaki bazı parasal sınırların aksine, CMK’da bu tutar için yıllık yeniden değerleme hükmü bulunmadığından, tutar ancak kanun koyucu maddeyi değiştirdiğinde değişir.

Süre iki haftadır ve belirli bir andan itibaren işler. m. 273/1 uyarınca istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te “hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün” kuralının yerini almıştır ve fark biçimsel değil esaslıdır: süre artık gerekçeli karar ilgiliye ulaştığında başlar; bu nedenle tebligat kaydı önem taşır. Ağır ceza mahkemelerine bağlı savcılar, yargı çevresindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o başsavcılığa geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde başvurabilir; gerekçeler yazılı bildirilir, başvuru ilgililere tebliğ edilir ve ilgililer iki hafta içinde cevap verebilir (m. 273/3 ve 273/5).

Bölge adliye mahkemesinin ne yapacağı m. 279 ve 280’de düzenlenmiştir. Ön inceleme sonunda yetkisizse dosyayı yetkili bölge adliye mahkemesine gönderir; başvurunun süresinde yapılmadığını, hükmün istinafa açık olmadığını veya başvuranın hakkı bulunmadığını tespit ederse istemi reddeder ve bu ret kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. Esastan inceleme sonunda başvuruyu esastan reddedebilir; maddede sayılan hâllerde hukuka aykırılığı düzelterek esastan reddedebilir; m. 289’da sayılan mutlak hukuka aykırılık hâllerinin bulunması veya soruşturma ya da kovuşturma şartının gerçekleşmemesi hâlinde hükmü bozarak dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebilir; diğer hâllerde ise davayı kendisi yeniden görür ve duruşma sonunda ya başvuruyu esastan reddeder ya da ilk derece hükmünü kaldırarak yeni bir hüküm kurar. İstinafı bir üstündeki yoldan ayıran şey, maddi vakıayı yeniden inceleyebilmesidir.

Temyiz

CMK m. 286/1, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin Yargıtay’da temyiz edilebileceğini belirtir. Ancak bu yol genel değildir: m. 286/2, temyiz edilemeyecek kararları sayar; bunlar arasında bölge adliye mahkemesinin, ilk derece mahkemelerinin beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine dair kararları ve beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan kararları yer alır. m. 286/3 ise bu istisnalara rağmen sınırlı sayıda suç bakımından temyiz yolunu açık tutar. Maddede sayılanlar arasında TCK m. 125/3’teki nitelikli hakaret, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (m. 213), suç işlemeye tahrik (m. 214), suçu ve suçluyu övme (m. 215), halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (m. 216), kanunlara uymamaya tahrik (m. 217), halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (m. 217/A), Cumhurbaşkanına hakaret (m. 299), silahlı örgüt (m. 314) ve halkı askerlikten soğutma (m. 318) suçları ile Terörle Mücadele Kanunu ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun maddede anılan hükümlerindeki suçlar yer alır.

Süre istinafla aynıdır: m. 291/1 uyarınca temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. m. 298 uyarınca Yargıtay; istemin süresinde yapılmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin hakkı bulunmadığını ya da dilekçede temyiz sebeplerinin gösterilmediğini tespit ederse istemi reddeder. On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde ise m. 299/1, Yargıtay’a uygun görürse incelemeyi duruşmalı yapma imkânı tanır; duruşmadan sanığa, katılana ve vekillerine haber verilir.

m. 260/1, bu kanun yollarını savcıya, şüpheliye, sanığa, katılan sıfatını almış olanlara ve katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlara açar. m. 260/3 uyarınca savcı kanun yollarına sanık lehine de başvurabilir; m. 261 ise avukatın, üstlendiği kişinin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabileceğini belirtir.

Şüphelinin hakları

Kanun, savunma haklarını ilk duruşmaya değil ilk ifadeye yerleştirir. CMK m. 147/1, şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında ya da sorgusunda şu hususlara uyulmasını emreder:

  • kimliği saptanır ve kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür;
  • kendisine yüklenen suç anlatılır;
  • müdafi seçme hakkının bulunduğu, onun hukuki yardımından yararlanabileceği ve müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği bildirilir; müdafi seçecek durumda olmadığı ve müdafi yardımından yararlanmak istediği takdirde baro tarafından bir müdafi görevlendirilir;
  • yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir;
  • yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir;
  • şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak, lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

m. 148, alınan ifadenin niteliğini korur: ifade özgür iradeye dayanmalıdır; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yasaktır ve kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. m. 148/4 ise müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağını öngörür; bu, ifadeyi topyekûn “geçersiz” sayan yaygın kısaltmadan daha dar bir kuraldır ve tam olarak yazıldığı gibi okunmalıdır.

Müdafi yardımı geniş tutulmuştur. m. 149, şüpheli veya sanığa soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanma imkânı tanır; soruşturma evresinde ifade alma sırasında en çok üç avukat hazır bulunabilir ve müdafiin görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı hiçbir aşamada engellenemez. m. 150 görevlendirmeyi düzenler: müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan edene istemi üzerine müdafi görevlendirilir; istem aranmaksızın ise müdafii bulunmayan kişi çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise ya da alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda görevlendirilir. Dil konusu m. 202’de düzenlenmiştir; mahkemece atanan tercüman soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur ve tanıkları da kapsar ve tercümanlar il adli yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listelerden seçilir. m. 202/4’teki ek imkânın giderleri ise Devlet Hazinesince karşılanmaz ve bu imkân yargılamanın uzatılması amacıyla kötüye kullanılamaz.

Yabancı uyruklu bir kişi bakımından ceza dosyası tek başına durmaz. Mahkûmiyet, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca sınır dışı etme kararı verilebilecek hâller arasındadır; bu nedenle Türkiye’de sınır dışı rehberimizde anlatılan sonuçların çoğu zaman ceza yargılamasından sonra değil, onunla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Neden süreler etiketlerden daha belirleyici

Bir bütün olarak okunduğunda 5271 sayılı Kanun bir süreler kanunudur. Yirmi dört saatlik gözaltı. Mahkemenin iddianameyi iade için on beş günü. Tutukluluk incelemeleri arasında otuz gün. Adli kontrol incelemeleri arasında dört ay. İtiraz için iki hafta, istinaf için iki hafta, temyiz için iki hafta — son ikisi, hükmün açıklandığı andan değil, gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten işlemek üzere. Bu sürelerin çoğu son birkaç yıl içinde değişmiştir ve eski rakamlar hâlâ dolaşımdadır.

Bu nedenle, kaynağı ve tarihi belirsiz bir özet yerine Kanun’un Resmî Gazete’de ve yukarıda anılan Mevzuat Bilgi Sistemi’nde yayımlanan güncel metnine bakmak gerekir. Türkiye’de bir ceza süreciyle karşılaşan ya da böyle bir süreci izleyen kişilerin erken aşamada hukuki görüş alması da yerinde olur; çünkü burada anlatılan haklar — susma, müdafi, tutukluluğun denetimi, itiraz — dosya açıkken en çok, bir süre geçtikten sonra ise en az işe yarar.

Bir ceza dosyası sistemde nasıl ilerler

  1. 01

    Soruşturma başlar

    Cumhuriyet savcısı, bir suçun işlendiği izlenimini veren hâli öğrenir öğrenmez soruşturmaya başlamak zorundadır (CMK m. 160).

  2. 02

    Koruma tedbirleri gündeme gelir

    Gözaltı, tutuklama veya adli kontrol uygulanabilir. Tutuklama ve adli kontrole yalnızca hâkim karar verir (CMK m. 91, 101, 110).

  3. 03

    Savcı kararını verir

    Soruşturma, mahkemeye sunulan bir iddianameyle ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sona erer (CMK m. 172).

  4. 04

    Mahkeme kabul eder veya iade eder

    Mahkemenin iddianameyi iade için on beş günü vardır; iade edilmezse iddianame kabul edilmiş sayılır ve kovuşturma evresi başlar (CMK m. 174–175).

  5. 05

    Kovuşturma ve hüküm

    Mahkeme duruşma gününü belirler, gelmesi gerekenleri çağırır ve artık şüpheli değil sanık sıfatını taşıyan kişiyi yargılar (CMK m. 175).

  6. 06

    Kanun yolları

    Bölge adliye mahkemesine istinaf ve yolu açıksa Yargıtay'a temyiz — her ikisi de gerekçeli hükmün tebliğinden itibaren iki hafta içinde (CMK m. 272–273, 286, 291).

Sıkça sorulan sorular

Ceza Muhakemesi Kanunu nedir?

4/12/2004 tarihinde kabul edilen ve 17/12/2004 tarihli, 25673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5271 sayılı Kanun'dur. Bir suç şüphesinin Türkiye'de nasıl soruşturulacağını, kovuşturulacağını ve hangi kanun yollarına tabi olacağını düzenler. Her dosyayı iki evreye ayırır: Cumhuriyet savcısının yürüttüğü soruşturma ve iddianamenin kabulüyle mahkemenin yürüttüğü kovuşturma.

Gözaltı süresi ne kadardır?

CMK m. 91/1 uyarınca gözaltı süresi, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez; yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre bu sürenin dışındadır ve on iki saatten fazla olamaz. Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin üç gün süreyle uzatılmasını yazılı olarak emredebilir; her defasındaki uzatma bir günü geçemez (m. 91/3). Suçüstü hâline ve sınırlı bir suç listesine özgü ayrı bir rejim ise m. 91/4'te düzenlenmiştir. Anayasa m. 19 her hâlde en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise dört gün içinde hâkim önüne çıkarılmayı emreder.

Gözaltı, tutuklama ve adli kontrol arasındaki fark nedir?

Gözaltı, soruşturma sırasında saatle ölçülen ve Cumhuriyet savcısının emrettiği kısa süreli bir koruma tedbiridir. Tutuklama, yalnızca hâkim veya mahkemenin karar verebileceği bir tedbirdir ve ancak kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ile bir tutuklama nedeninin bulunması ve ölçülülük koşuluyla uygulanır (CMK m. 100). Adli kontrol ise tutuklama yerine geçen yükümlülükler bütünüdür: yurt dışına çıkamamak, belirlenen yerlere düzenli başvurmak, sürücü belgesini teslim etmek, güvence yatırmak gibi tedbirler CMK m. 109/3'te sayılmıştır.

Savcı kovuşturmaya yer olmadığına karar verirse ne olur?

CMK m. 172/1 uyarınca savcı, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verir. Karar, suçtan zarar görene ve daha önce ifadesi alınmış veya sorgusu yapılmış şüpheliye tebliğ edilir; itiraz hakkını, süresini ve merciini de göstermek zorundadır. Suçtan zarar gören, tebliğden itibaren iki hafta içinde, kararı veren savcının yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir (m. 173/1).

Ceza mahkemesi kararına karşı istinaf ve temyiz süresi kaç gündür?

İki haftadır. 1 Haziran 2024'ten bu yana hem bölge adliye mahkemesine istinaf başvurusu (CMK m. 273/1) hem de Yargıtay'a temyiz başvurusu (CMK m. 291/1), hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. İnternette hâlâ sıkça rastlanan mülga süreler hükmün açıklanmasından işlemekteydi ve iki yol bakımından farklıydı: istinafta yedi gün, temyizde on beş gün. Her ikisi de 7499 sayılı Kanun'la değiştirilmiştir. Kararlara karşı genel itiraz süresi de iki haftadır (m. 268/1).

Türkçe bilmeyen bir sanık tercümandan yararlanabilir mi?

Evet. CMK m. 202 uyarınca, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen sanık veya mağdur için iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla çevrilir; aynı kural soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur ve tanıklar bakımından da geçerlidir ve tercüman hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır. Ayrıca m. 202/4, sanığa iddianamenin anlatılması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını kendini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapma imkânı tanır; ancak bu tercümanın giderleri açıkça Devlet Hazinesince karşılanmaz.

Bu konu sizinle mi ilgili?

Durumunuzu kısa bir görüşmede birlikte değerlendirelim.

Bize ulaşın