Türkiye'de Estetik Cerrahi Malpraktisi: Estetik Müdahale Neden Farklı Değerlendirilir?
Estetik amaçlı bir işlem, olağan tıbbi tedaviyle aynı kurala tabi değildir. Estetik yönü ağır bastığında Yargıtay ilişkiyi eser sözleşmesi olarak nitelendirir; yüklenici sonucu garanti eder ve kararlaştırılan sonucun gerçekleşmemesi başlı başına ifa etmemedir. Nitelendirme, onam ispat yükü, deliller ve yabancı hastanın konumu.
Bu sayfada
Türk hukuku, salt estetik amaçlı bir ameliyatı olağan tıbbi tedaviyle aynı kurala tabi tutmaz. Olağan tedavi bir vekâlet sözleşmesidir: hekim sonuç borcu değil, özenli iş görme borcu altındadır; başarısız bir sonuç bu nedenle tek başına ihlal sayılmaz. Müdahalenin estetik yönü ağır bastığında ise Yargıtay bunun yerine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 470’teki eser sözleşmesini uygular; ilişkinin tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekâlet sözleşmesinden farklı olduğunu ve yüklenicinin sonucu garanti ettiğini kabul eder (6. Hukuk Dairesi, 02.10.2025, E. 2024/2312, K. 2025/3241). Asıl önem taşıyan pratik sonuç şudur: hasta, cerrahın tıbbi standardın altında kaldığını ispatlamak zorunda değildir. Kararlaştırılan sonucun gerçekleşmemesi başlı başına ifa etmemedir.
Türkiye’de estetik cerrahi uyuşmazlıklarını ayrıksı kılan hususların çoğu bu tek nitelendirme farkından doğar — neyin borçlanıldığı, neyin ispatlanması gerektiği, hangi hakların kullanılabileceği ve hangi zamanaşımı kuralının tartışıldığı. Bu rehber; nitelendirmeyi ve neden önem taşıdığını, aydınlatılmış onamı ve ispat yükünün kimde olduğunu, bu dosyaları belirleyen delilleri ve işlem için Türkiye’ye gelen hastanın konumunu ele almaktadır. Metin, malpraktisi genel olarak inceleyen Türkiye’de malpraktis hukuku rehberinin ve hastaneye veya hekime nasıl dava açılacağı ile malpraktis davasında talep edilebilecek tazminat rehberlerinin tamamlayıcısıdır. Alanın bütünü ise büronun sağlık hukuku sayfasında anlatılmaktadır.
Olağan tedavi mi, estetik müdahale mi — dosyayı belirleyen nitelendirme
İki sözleşme tipi Borçlar Kanunu’nda yan yana durur ve birbirinden farklı yükümlülükler öngörür. TBK m. 470 eser sözleşmesini, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlar; m. 471 ise yüklenicinin özen borcunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alır. TBK m. 502 vekâlet sözleşmesini, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlar; m. 506/2-3 vekile, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış ölçüsünde sadakat ve özen yükler — yani bir davranış standardı, sonuç borcu değil.
Hukuk Genel Kurulu olağan tıbbi tedavi bakımından kuralı açıkça ifade eder: hekim bu sözleşmeyle sonuç borcu değil özenli iş görme borcu altına girdiğinden, sözleşme Türk hukukunda genel olarak vekâlet sözleşmesi kabul edilmektedir (22.03.2022, E. 2020/592, K. 2022/356). Aynı düşünce çok daha önce, 1960 tarihli Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi m. 13/1’de kodlanmıştır: tabip ilmi icaplara uygun olarak teşhis koyup gereken tedaviyi tatbik ettiğinde, bu faaliyetlerin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı deontoloji bakımından muaheze edilemez.
| Olağan tıbbi tedavi | Estetik yönü ağır basan işlem | |
|---|---|---|
| Sözleşme tipi | Vekâlet, TBK m. 502, 506 | Eser sözleşmesi, TBK m. 470, 471 |
| Borçlanılan edim | Basiretli bir vekil ölçüsünde sadakatli ve özenli davranış — bir özen (vasıta) borcu | Kararlaştırılan, ayıpsız sonuç; yüklenici sonucu garanti eder |
| Hastanın ortaya koyması gereken | Tıbbi standarttan sapıldığı ve bu sapmanın zarara yol açtığı | Kararlaştırılan sonucun gerçekleşmediği — tıbbi standardın ihlali ayrıca ispatlanmak zorunda değildir |
| Kusursuzluğu kim ispatlar | Her iki sözleşmesel nitelendirmede de borçlu, TBK m. 112 uyarınca — karşılaştırın: haksız fiilde m. 50/1 zararı ve kusuru ispat yükünü zarar görene yükler | Borçlu, TBK m. 112 uyarınca; sonucun gerçekleşmediği ortaya konduktan sonra illiyet bağını kesen savunma ve hastanın kusuru davalıya düşer |
| Komplikasyonun etkisi | Usulüne uygun yönetilen ve usulüne uygun aydınlatılan kabul görmüş komplikasyon ihlal değildir | Komplikasyon kendiliğinden mazeret oluşturmaz: aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yüklenicinin sorumluluğundadır |
| Kullanılabilecek haklar | Genel hükümlere göre tazminat | TBK m. 475’teki seçimlik haklar — dönme, bedelden indirim, ücretsiz onarım — ve genel hükümlere göre saklı tazminat hakkı |
| Zamanaşımı | Vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklarda beş yıl (TBK m. 147/5) | Tartışmalı. TBK m. 147/6 (ağır kusur dışında beş yıl), m. 146 (on yıl), m. 478 (teslimden iki yıl, ağır kusurda yirmi yıl); ayrıca m. 72 (iki ve on yıl) def’i olarak ileri sürülür |
| Görevli mahkeme | Özel sağlık kuruluşunda tüketici mahkemesi (6502 sayılı Kanun m. 3/1-l, m. 73/1) | Tüketici mahkemesi — eser sözleşmesi m. 3/1-l’de vekâletle birlikte sayılmıştır |
Tabloya iki şerh düşmek gerekir; iki husus da uygulamada sıkça abartılır.
Birincisi ispat yüküne ilişkindir. Eser nitelendirmesi, vekâlete kıyasla ispat yükünü tersine çevirmez. TBK m. 112 zaten, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlunun kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlü olduğunu öngörür ve bu, vekâlette de eser sözleşmesinde de geçerlidir. Asıl değişen, hastanın eşikte neyi ortaya koyması gerektiğidir. Vekâlette hasta tıbbi standarttan bir sapma göstermek zorundadır; eser sözleşmesinde ise taahhüt edilen sonucu gösterip bunun sağlanmadığını ortaya koyar. Bu, uyuşmazlık konusunun değişmesidir; kusur bakımından ispatsızlık riskini kimin taşıdığının değişmesi değil.
İkincisi garantinin kapsamına ilişkindir. Yargıtay’ın formülü, yüklenicinin sonucu garanti ettiği ve sonucun gerçekleşmemesi hâlinde edimi ifa etmediğinin kabulü gerektiğidir. Bu, hastanın memnun kalacağının garanti edilmesi değildir. Sorumluluk kusursuz sorumluluk da değildir: 02.10.2025 tarihli kararda Daire bu sonuca, davalıların illiyet bağını kesen geçerli bir savunma ileri sürmediklerini ve davacının kusurunu da ispatlayamadıklarını tespit ederek varmıştır — bu, sonucun gerçekleşmediği ortaya konduktan sonra yükün nerede olduğuna dair bir tespittir; savunma imkânının bulunmadığına dair değil. TBK m. 476 aynı hususu ters yönden düzenler: ayıp, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın işsahibinin verdiği talimattan doğmuşsa veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecekse, işsahibi ayıptan doğan haklarını kullanamaz.
Ölçüt somut olaya özgüdür ve onu hâkim uygular
Plastik cerrahın yaptığı her ameliyatın eser sözleşmesine tabi olduğu yolunda bir kural yoktur. Mahkemenin sorduğu soru, estetik yönün ağır basıp basmadığıdır ve bu soru dosya üzerinden — hastanın kendi beyanları da dâhil olmak üzere — yanıtlanır.
02.10.2025 tarihli karar, tam da derece mahkemesinin aksi yönde karar vermiş olması nedeniyle öğreticidir. İlk derece mahkemesi, çocuklukta geçirilen bir kırığın sonuçlarını da giderdiği için septorinoplastiyi rekonstrüktif kabul etmiş ve vekâlet hükümlerine tabi tutmuştu. Yargıtay bu kararı bozmuş; dosya kapsamından ve davacının beyanlarından, uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir işlem olduğunun anlaşıldığını ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Aynı karar, ilişkinin hukuki nitelendirmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 33 uyarınca hâkimin kendi görevi olduğunu kayda geçirir — yani sonuç, tarafların ya da kliniğin evrakının ilişkiye verdiği ada bağlı değildir.
Bu içtihat rinoplastiyle sınırlı da değildir. Meme dikleştirme, kol germe ve liposuction işlemlerine ilişkin bir dosyada aynı Daire, davacının estetik amaçla davalıya başvurmuş olması karşısında, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesinin taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğunun açık olduğuna hükmetmiştir (13.06.2024, E. 2022/5247, K. 2024/2204). Aynı karar uygulamada büyük ağırlık taşıyan bir delil tespiti de yapar: müdahalenin teknik olarak hukuka uygun olduğuna dair bilirkişi tespiti yeterli değildir; mahkemenin ayrıca hastanın istediği sonuca ulaşılıp ulaşılmadığını da incelemesi gerekir.
Karma rekonstrüktif-estetik işlemler bu nedenle asıl tartışma alanıdır ve cevabı — hangi yönde olursa olsun — peşinen varsayan bir dava, dosyadaki ilk çekişmeli meseleyi atlamış bir davadır.
Eser ayıplı bulunduğunda ne istenebilir
Eser ayıplı bulunursa TBK m. 475 işsahibine üç seçimlik hak arasında seçim imkânı tanır:
- Eser, işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme;
- Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme;
- Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
Madde ardından işsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğunu açıkça belirtir — ayıplı eser tespiti ile tazminat talebi bu nedenle birbirinin alternatifi değil, aynı dosyanın iki katmanıdır. Tazminatın kalemleri ve miktarın nasıl belirlendiği ayrı bir konudur ve tazminat rehberinde ele alınmaktadır.
Bunu izleyen iki hüküm davacıları sıkça zorlar. TBK m. 474, işsahibinin eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmesini ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmesini zorunlu kılar; taraflardan her biri, giderini karşılayarak eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini de isteyebilir. TBK m. 477 ise eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra yüklenicinin her türlü sorumluluktan kurtulacağını — kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek ayıplar hariç — gözden geçirmeyi ve bildirimi ihmal eden işsahibinin eseri kabul etmiş sayılacağını, ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde ise işsahibinin durumu gecikmeksizin bildirmek zorunda olduğunu, bildirmezse eseri yine kabul etmiş sayılacağını öngörür. Sonucun günler değil aylar içinde belirginleştiği estetik dosyalarda bu bildirimin zamanlaması ve kayda geçirilmesi bir formalite değildir.
Aydınlatılmış onam: ispat yükü hekimdedir
Bu dosyaların ikinci ekseni onamdır ve sözleşmesel nitelendirmeden bağımsız olarak işler.
Hukuk Genel Kurulu, aydınlatma yükümlülüğünde ispat yükünün hekim üzerinde olması gerektiğini iki gerekçeye dayandırır. Birincisi, TMK m. 24 gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karinedir. İkincisi, hekimin ve kurumun kayıt tutma ve arşivleme yükümlülüğüdür; bu yükümlülüğün ihlali hasta lehine fiilî bir karine doğurur. Karar bunu açıkça ifade eder: hasta ile hekim arasında sözleşme ilişkisi bulunsun veya bulunmasın, hekimin hastasını aydınlattığını ve hastanın aydınlatılmış rızasının alındığını ispatlaması gerekir (22.03.2022, E. 2020/592, K. 2022/356).
Aynı karar, onam formları hakkında dolaşan iki mutlak iddiaya da izin vermez. Belirli müdahaleler için yazılı rıza arandığını, ancak aydınlatmanın kendisinin yazılı olmasını gerektiren bir kural bulunmadığını; aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceğini belirtir. Aydınlatmanın yeterliliğinin ise hastanın bireysel eğitim düzeyi, yaşı ve kültürel seviyesiyle birlikte tutulan kayıtlar üzerinden değerlendirileceğini söyler. İmzalı bir form ne tek başına davayı düşürür ne de hiçbir şey ifade eder; dosyanın geri kalanıyla birlikte tartılır.
Kanuni dayanak, 1219 sayılı Kanun m. 70’tir: tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar; büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması gerekir. 21/7/2025 tarihli 7557 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten bu yana bu muvafakat, kimlik doğrulayıcı belgeler, biyometrik yöntemler veya elektronik kimlik doğrulama kullanılarak elektronik ortamda da alınabilir.
Mevzuat gerçekte ne istiyor
Aydınlatmanın içeriği, Hasta Hakları Yönetmeliği (RG 1/8/1998, S. 23420) m. 15’te, 8/5/2014’ten bu yana yürürlükte olan biçimiyle düzenlenmiştir. Hastaya; hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ile bunların fayda ve riskleri ve hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, muhtemel komplikasyonlar, reddetme durumunda ortaya çıkabilecek fayda ve riskler, kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, sağlığı için kritik yaşam tarzı önerileri ve gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği bilgisi verilir.
Yönetmeliğin 18. maddesi bilgilendirmenin nasıl yapılacağını düzenler ve bazı kliniklerin uygulamasından daha katı bir çerçeve çizer. Bilgilendirme sözlü olarak, kural olarak müdahaleyi fiilen yapacak sağlık meslek mensubu tarafından — bunu zorunlu kılan hâllerde hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından — hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun bir dille, uygun ve mahremiyetin korunduğu bir ortamda yapılır. Acil durumlar dışında hastaya makul süre tanınması zorunludur — bu, ameliyat sabahı alınan bir imzayla bağdaştırılması güç bir gerekliliktir. Hasta ayrıca ikinci bir görüş talep edebilir; ücret bilgisi de talep hâlinde kurumun ilgili birimince verilir.
Yönetmeliğin 26. maddesi formun kendisini düzenler. Mevzuatta öngörülen müdahaleler ile tıbben uyuşmazlığa mahal vermesi muhtemel görülen müdahaleler için m. 15’teki bilgileri içeren bir rıza formu hazırlanır; formdaki bilgiler sözlü olarak da aktarılır ve form imzalanır. Form iki nüsha imzalanır, biri hasta dosyasına konur, diğeri hastaya verilir; formu, bilgilendirmeyi yapan ve işlemi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu imzalar; ve verilen bilgilerin doğruluğundan ilgili sağlık meslek mensubu sorumludur. Yönetmeliğin 31. maddesi buna, rıza alınırken aydınlatmanın esas olduğunu ve müdahalenin verilen rızanın sınırları içinde kalması gerektiğini ekler — ameliyathanede konuşulandan fazlasının yapıldığı dosyalarda bunun açık bir karşılığı vardır.
Bütün bunların üzerinde Avrupa İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi durur; onaylanmasının uygun bulunduğu 5013 sayılı Kanun 9 Aralık 2003 tarihli, 25311 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yargıtay hem 2024 hem 2025 tarihli estetik cerrahi kararlarında Sözleşme’nin Türk iç hukukunun parçası olduğunu, m. 4’ün her sağlık müdahalesinin ilgili mesleki yükümlülük ve standartlara uygun olarak yapılmasını aradığını, m. 5’in aydınlatılmış onam gerekliliğini düzenlediğini ve Sözleşme’nin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulünün zorunlu olduğunu kayda geçirir.
Bu dosyaları hangi deliller belirler
Estetik cerrahi dosyaları, bilirkişi aşamasına gelinmeden çok önce toplanan belgeler üzerinden çözülür.
- Tam tıbbi dosya — ameliyat öncesi değerlendirme, ameliyat notu, anestezi kaydı, hemşire gözlem notları, reçeteler, epikriz ve takip kayıtları. Hukuk Genel Kurulu onam ispat yükünü doğrudan kayıt tutma ve arşivleme yükümlülüğüne bağladığından, dosyadaki boşluklar nötr değildir.
- Onam belgeleri, Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15, 18, 26 ve 31 karşısında okunmak üzere: bilgiyi kim verdi, ne zaman, hangi dilde, işlemden ne kadar önce ve müdahale verilen rızanın sınırları içinde kaldı mı.
- Hangi sonucun kararlaştırıldığı. Eser sözleşmesi dosyasında belirleyici belge kümesi budur; çünkü sağlanıp sağlanmadığı tartışılan şeyi tanımlar. 13.06.2024 tarihli karar, teknik hukuka uygunluğu teyit eden bilirkişi raporunun dosyayı kapatmadığını, mahkemenin istenen sonuca ulaşılıp ulaşılmadığını da incelemesi gerektiğini açıkça belirtir.
- İşlem öncesi ve sonrası görseller ve bunlara ilişkin kurallar. 12 Kasım 2025’ten bu yana bu materyal sıkı biçimde düzenlenmiştir; bu da onu delil olarak çok daha kullanışlı kılar.
- Komplikasyonun nasıl yönetildiği — çünkü eser nitelendirmesinde komplikasyonlara ilişkin aydınlatma yükümlülüğü ve bunların doğru yönetimi yüklenicinin sorumluluğunda kalır.
Görsel meselesi ayrı bir not hak eder; çünkü internetteki özetlerin neredeyse tamamı bu konuda güncelliğini yitirmiştir. 12 Kasım 2025 tarihli, 33075 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş ve m. 13 ile 29/7/2023 tarihli, 32263 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan aynı adlı Yönetmeliği açıkça yürürlükten kaldırmıştır. Yeni metnin m. 5/1’i uyarınca sağlık hizmet sunumunda örtülü veya açık reklam yapılması ve yaptırılması yasaktır; bilgilendirme yalnızca sayılan sınırlar içinde yapılabilir. Bu sınırlar arasında hasta veya yakınlarının teşekkür ya da memnuniyet beyanları üzerine kurulu reklam niteliğindeki paylaşımların yasaklanması, içeriğin hastaları doğrudan veya dolaylı olarak belirli bir meslek mensubuna ya da kuruluşa yönlendirememesi, 1219 sayılı Kanun’da tanımlı ana dal ve yan dal uzmanlıkları dışındaki sertifikalara dayanarak “uzman” unvanı iddia edilememesi, sağlık hizmetlerinin çekiliş veya hediye konusu yapılamaması ve tanıtım ile bilgilendirme faaliyetlerinde ücret, indirim, kampanya veya promosyon bilgilerine yer verilememesi bulunur.
Yönetmeliğin 7/1. maddesi ise öncesi-sonrası görselleri ayrıntılı biçimde düzenler. Hasta görselleri için hastanın veya yasal temsilcisinin, Ek-1’de yer alan Görsel İçerik Kaydetme ve İşleme Onam Formu kullanılarak alınan açık rızası gerekir; hasta materyali önceden görebilir ve iznini hiçbir şekle bağlı olmaksızın her zaman geri alabilir; görsel izni karşılığında ödeme, indirim veya hediye verilemez; yanıltıcı makyaj ile sonradan teknolojik değişiklik ve rötuş yasaktır; tıbbi işlem öncesi ve sonrası görsellerin aynı ortam ve teknik şartlarda görüntülenmesi ve görsel içeriklerde işlem tarihi ile görselin görüntülendiği tarihlerin belirtilmesi zorunludur; tıbbi müdahale ve girişim veya ameliyat esnasındaki hasta görüntüsü paylaşılamaz; bu görsellerin sponsorlu veya ücretli yayımı yasaktır; ve yurt içine yönelik tanıtım görsellerinde, her cerrahi veya girişimsel işlemde sonuçların kişiden kişiye değişebileceğine ve işlem öncesinde hekimden detaylı görüş alınmasının önerildiğine dair zorunlu uyarı yer alır. Bu koşulları taşımayan materyalin kendisi de dosyada bir vakıadır.
Görevli mahkeme, arabuluculuk ve tüketici hukuku katmanı
Özel sağlık kuruluşlarına karşı estetik cerrahi talepleri tüketici uyuşmazlığıdır ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun her iki nitelendirmeyi de kapsamına alır. Kanun’un 3/1-l maddesi tüketici işlemini, tüketici ile ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden kişi arasında kurulan her türlü sözleşme ve hukuki işlem olarak tanımlar ve eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeleri de dâhil eder — yani ilişkinin eser mi vekâlet mi sayıldığı görevli mahkeme bakımından sonucu değiştirmez. Tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir (m. 3/1-k); hizmet, mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusudur (m. 3/1-d); sağlayıcı ise kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan kişidir (m. 3/1-ı). Kanun’un 2. maddesi, kapsamın her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları içerdiğini belirtir.
Sonuçlar doğrudan bundan çıkar:
- Görev. Kanun’un 73/1. maddesi, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerini görevli kılar. Bu, dosyaların kendisinde de görülür: 6. Hukuk Dairesi’nin 02.10.2025 tarihli kararı ile 12.01.2026 tarihli kararındaki (E. 2025/674, K. 2026/108) ilk derece mahkemeleri tüketici mahkemeleridir.
- Tüketici için harç muafiyeti. Kanun’un 73/2. maddesi, tüketiciler tarafından tüketici mahkemelerinde açılan davaları Harçlar Kanunu’nda düzenlenen harçlardan muaf tutar. 12.01.2026 tarihli karar bu sonucu hüküm fıkrasına da yansıtır ve davacı tüketici muaf olduğundan peşin alınan harcın istek hâlinde iadesine karar verir.
- Tüketicinin yerleşim yerinde dava. Kanun’un 73/5. maddesi, davanın genel yetki kurallarının yanında tüketicinin yerleşim yerinde de açılmasına imkân tanır.
- Dava öncesi arabuluculuk. 22/7/2020 tarihli 7251 sayılı Kanun’la eklenen m. 73/A, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı kılar; tüketici hakem heyetinin görev alanındaki uyuşmazlıklar ve hakem heyeti kararlarına itiraz gibi sayılan istisnalar saklıdır. Rejimin genel çerçevesi Türk hukukunda zorunlu arabuluculuk rehberinde ele alınmaktadır.
- Hakem heyeti parasal sınırı. Uyuşmazlık değeri düşükse bunun yerine tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur (m. 68/1) ve sınır, her takvim yılı başında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır. 1 Ocak – 31 Aralık 2026 dönemi için 186.000 TL’dir; 23 Aralık 2025 tarihli, 33116 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile belirlenmiştir ve 2025 yılı için %25,49 olarak açıklanan yeniden değerleme oranını yansıtır. Bu bir görev sınırıdır; talebin değerine ilişkin bir ölçü değildir ve her 1 Ocak’ta değişir.
Son olarak bir hususun düzeltilmesi gerekir; yayımlanmış metinlerin çoğu bu noktada geridedir: bu dosyaları Yargıtay’da hangi dairenin inceleyeceği değişmiştir. 3. Hukuk Dairesi 13.05.2026 tarihinde (E. 2026/4414, K. 2026/3021) böyle bir dosyayı, uyuşmazlığın estetik amaçlı operasyondan — yani eser sözleşmesinden — kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğunu ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun dairelerin iş bölümüne ilişkin 26.06.2025 tarihli ve 1 sayılı kararı uyarınca dosyayı inceleme görevinin 6. Hukuk Dairesine ait olduğunu belirterek göndermiştir. Bu çizgideki eski kararlar, bugün artık bu dosyaları incelemeyen 15. ve 13. Hukuk Dairelerinden gelmektedir.
Zamanaşımı: çerçeveyi dürüstçe anlatmak
Estetik cerrahi talepleri için yerleşmiş tek bir süre yoktur ve bunu kayıtsız şartsız tek bir süreyle veren her kaynak, hukuku olduğundan daha kesin biçimde aktarmaktadır. Dört kural devrededir:
- m. 147/6 — yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklarda beş yıl;
- m. 146 — m. 147/6’nın ağır kusur hâlinde geriye bıraktığı on yıllık genel süre;
- m. 478 — yüklenicinin ayıplı bir eser meydana getirmesi sebebiyle açılacak davalarda, teslim tarihinden başlayarak taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yıl, taşınmaz yapılarda beş yıl, yüklenicinin ağır kusuru varsa eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yıl;
- m. 72 — zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıl olan haksız fiil süresi; davalılar bunu düzenli olarak def’i biçiminde ileri sürer; 02.10.2025 tarihli karara konu dosyada da her iki davalı, dava ameliyattan yaklaşık dört yıl sonra açıldığı için iki yıllık haksız fiil zamanaşımını def’i olarak ileri sürmüştür.
TBK m. 148 bu sürelerin sözleşmeyle değiştirilmesini engeller. 12.01.2026 tarihli karar meselenin uygulamada ne kadar canlı olduğunu gösterir: bir tüketici mahkemesi, estetik rinoplasti dosyasında birleştirilen alacak talebini TBK m. 147/6 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddetmiş; Yargıtay bu kararı bozmuş, ancak tamamen farklı bir gerekçeyle: zamanaşımı TBK m. 164/1 uyarınca kişisel bir def’idir ve yalnızca fiilen ileri süren davalı bakımından sonuç doğurur; def’iyi ileri sürmemiş olan davalı klinik şirketi bundan yararlanamaz. Karar bu nedenle hangi sürenin uygulanacağını çözmüş değildir; bu dosyalarda sürenin varsayılmadığını, tartışıldığını hatırlatır.
Sigorta ve ceza yolu nerede durur
Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası estetik pratiğin arkasında da diğer branşlardaki gibi durur. 21/1/2010 tarihli 5947 sayılı Kanun’la eklenen 1219 sayılı Kanun Ek m. 12, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanları, tıbbi kötü uygulama sebebiyle doğabilecek zararlar ile rücu taleplerini karşılamak üzere mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü kılar. Özel kuruluşlarda çalışanlar için sözleşme kurum tarafından yapılır ve primin yarısı ilgili tarafından karşılanır; işverenin payı hiçbir ad altında meslek mensubunun ücretinden kesilemez.
İki ayrıntı özellikle belirtilmelidir; çünkü çoğu zaman aksi varsayılır. Birincisi, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimatı tek bir tutar öngörmez: uzmanlık dallarını Ek-1’deki risk gruplarına ayırır ve her grup için ayrı azami teminat ile prim belirler. 7/8/2025 tarihli ve 32979 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanıp 1/11/2025’te yürürlüğe giren Tebliğ uyarınca, bir sözleşme kapsamında ödenecek toplam tutar 9.000.000 TL’yi aşamaz. Olay başına teminat ile prim ise uzmanlık dalının girdiği risk grubuna göre değişir; grup tabloları ekte görsel olarak yayımlanır ve dönemsel olarak revize edilir. Bu nedenle uygulanacak grup ve güncel tutarlar varsayılmamalı, ilgili tarihte yürürlükte olan tarifeden okunmalıdır. İkincisi, Genel Şartların 26/7/2014’ten bu yana yürürlükte olan A.3 maddesi teminat dışında yalnızca dört kategori sayar: sigortalının, poliçede belirtilen mesleki faaliyeti dışındaki faaliyetlerinden kaynaklanan talepler; poliçe kapsamındaki kuruluşların sorumluluk alanı dışındaki faaliyetlerden doğan talepler (insani yardım hâlleri hariç); her türlü idari ve adli para cezaları ile cezai şartlar; ve mevzuatın çizdiği çerçeve dışında yapılan deneysel çalışmalardan doğan talepler. Kozmetik veya estetik işlemler bu istisnalar arasında sayılmamıştır.
Ceza sorumluluğu doğduğunda ise ayrı bir yoldan, bir izin filtresi üzerinden ilerler ve hukuk davasını etkilemez. 12/5/2022 tarihli 7406 sayılı Kanun’la eklenen ve 21/2/2024 tarihli 7496 sayılı Kanun’la değiştirilen 3359 sayılı Kanun Ek m. 18; kamu veya özel sağlık kuruluşlarında ve vakıf üniversitelerinde görev yapan tabip, diş tabibi ve diğer sağlık meslek mensuplarının mesleklerinin icrası kapsamında yaptıkları tıbbi işlemlere ilişkin soruşturmaları 4483 sayılı Kanun’a tabi kılar; soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir; Kurul bir Bakan Yardımcısı başkanlığında yedi üyeden oluşur; 4483 sayılı Kanun m. 7’deki süreler iki katı olarak uygulanır; ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine başvurulabilir. Bu düzenleme yalnızca ceza soruşturması iznine ve kamu tarafındaki rücu kararlarına ilişkindir — tazminat davasının kapısı ya da filtresi değildir ve hastalar bu Kurula başvurmaz. Aynı olgular bir suç duyurusuna da dayanak oluşturuyorsa, o süreç genel ceza hukuku kurallarına göre hukuk davasının yanında yürür.
Yabancı hastanın konumu
Estetik bir işlem için Türkiye’ye gelen hasta, burada ikamet eden bir hastayla aynı hukuki konumdadır: tedavi Türkiye’de verilmiştir, talep Türk hukukuna tabidir ve Türk mahkemeleri önünde ileri sürülür. Çerçevenin dört özelliği bu durumu doğrudan ilgilendirir.
Tüketici hukuku katmanı aynı şekilde uygulanır. 6502 sayılı Kanun’un 2. ve 3. maddelerinde tüketici sıfatını uyruğa veya ikamete bağlayan hiçbir kayıt yoktur; önemli olan kişinin ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi ve mesleki amaçla hareket eden bir sağlayıcıyla sözleşme kurmasıdır. m. 73/2’deki harç muafiyeti, m. 73/A’daki dava şartı ve yıllık hakem heyeti sınırı aynı koşullarla geçerlidir.
Onam değerlendirmesi kişiye özgüdür ve bu iki yönlü işler. Yeterlilik hastanın bireysel eğitim düzeyi, yaşı ve kültürel seviyesi üzerinden değerlendirildiğinden ve Hasta Hakları Yönetmeliği m. 18 bilgilendirmenin sözlü olarak, işlemi yapacak meslek mensubu tarafından, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun bir dille ve işlemden makul bir süre önce yapılmasını aradığından; anlaşılmayan bir dilde ya da ameliyattan dakikalar önce yapılan bir açıklama, retorik bir şikâyet değil, tanınabilir bir hukuki meseledir. Aynı sebeple bu mesele iddia edilerek değil, kayıtlar üzerinden ortaya konularak sonuç doğurur.
Biyotıp Sözleşmesi uygulanır. Sözleşme Türk iç hukukunun parçası olduğundan ve Yargıtay eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulünü zorunlu gördüğünden, m. 4’teki mesleki standart gerekliliği ile m. 5’teki aydınlatılmış onam gerekliliği yabancı hukuka başvurmaya gerek kalmaksızın Türk mahkemesi önünde ileri sürülebilir.
Yurt dışına yönelik tanıtım ayrıca düzenlenmiştir. 12 Kasım 2025 tarihli Yönetmeliğin m. 8’i dar bir sağlık turizmi istisnası kurar: 26/4/2025 tarihli, 32882 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik kapsamında Bakanlıkça yetkilendirilmiş kuruluşlar ve aracı kuruluşlar, Türkçe dışındaki resmî dillerde, yurt dışına yönelik ayrı kanallar üzerinden sponsorlu tanıtım yapabilir ve belgelendirilmiş açık rıza ile hasta hikâyelerine, yorumlarına veya teşekkür beyanlarına orada yer verebilir. İstisna sınırlıdır: Türkiye’de yaşayan kişiler nezdinde talep oluşturmaya yönelik tanıtım ve bilgilendirme faaliyeti yasaktır, yurt içi hedef kitle seçilemez ve otomatik hedef kitle seçimi kapatılmalıdır. Yabancı bir hastanın gördüğü materyal bu nedenle çoğu kez o kitle için hukuka uygun, yurt içinde ise hukuka aykırı olacak nitelikte olur — bu da neyin, hangi ifadelerle taahhüt edildiğinin varsayılmak yerine muhafaza edilmesini gerektirir.
Hekimlerin kendi meslek kuralları da aynı yönü gösterir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi m. 8, tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine ticari bir veçhe verilemeyeceğini öngörür; tabip ve diş tabibinin, her ne suretle olursa olsun yazılarında kendi reklamını yapmasını ve gazetelerde ve diğer neşir vasıtalarında reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdırmasını yasaklar.
Uygulamaya yönelik notlar
Türkiye’de estetik cerrahi uyuşmazlıkları, erken karara bağlanan ve sonradan nadiren yeniden ele alınan meseleler üzerinden çözülür.
- Nitelendirme dosyadaki ilk çekişmeli sorudur, formalite değildir. Estetik yönün ağır basıp basmadığı neyin ispatlanacağını belirler ve bu, evrakın önceden çözebileceği bir şey olmayıp HMK m. 33 uyarınca hâkimin kendi görevidir.
- Eser sözleşmesinde dosya, taahhüt edilen sonuç üzerinedir. Müdahalenin teknik olarak hukuka uygun olduğunu teyit eden bir rapor, mahkemenin karara bağlaması gereken soruyu yanıtlamaz.
- Garantinin sınırları vardır. Komplikasyon kendiliğinden mazeret oluşturmaz; ancak illiyet bağını kesen savunma, hastanın kendi kusuru ve TBK m. 476’daki işsahibi talimatı kuralı davalıya açık kalır.
- Onamı hasta çürütmez, hekim ispatlar — ve ispat kayıtlar üzerinden yapılır; dosyadaki boşlukların sağlık kuruluşunun aleyhine işlemesinin sebebi budur.
- Ayıp bildirimi kuralları işler. TBK m. 474’teki uygun süre içinde gözden geçirme ve bildirim ile m. 477’deki sonradan ortaya çıkan ayıbın gecikmeksizin bildirilmesi, seçimlik hakların koşuludur; idari bir ayrıntı değildir.
- Zamanaşımı süresini varsaymayın. Dört kural yarışır, TBK m. 148 bunların sözleşmeyle değiştirilmesini yasaklar ve konuya ilişkin en yeni karar hangisinin uygulanacağını çözmekten kaçınmıştır.
- Her rakamın yılını kontrol edin. Tüketici hakem heyeti sınırı her 1 Ocak’ta değişir; sigorta teminat tutarları dönemsel olarak revize edilir. Tarihi olmayan bir sayı kullanılabilir bir sayı değildir.
Burada anılan tüm kanun ve yönetmeliklerin yürürlükteki güncel metinleri, Cumhurbaşkanlığı’nın resmî mevzuat veri tabanı Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden; kararlar ise Yargıtay’ın kendi karar veri tabanı karararama.yargitay.gov.tr üzerinden yayımlanmaktadır.
Estetik cerrahi dosyası nasıl kurulur
- 01
Neyin amaçlandığını belirleyin
Müdahalenin tıbbi endikasyona mı yoksa estetik amaca mı dayandığı — karma bir işlemde ise hangi yönün ağır bastığı. Sonraki her şey bu tek soruya bağlıdır.
- 02
Nitelendirmeyi ortaya koyun
Vekâlet mi, eser sözleşmesi mi. Hukuki nitelendirme HMK m. 33 uyarınca hâkimin kendi görevidir; tarafların sözleşmeye verdiği adla değil, dosya kapsamıyla belirlenir.
- 03
Kayıtları güvence altına alın
Tam tıbbi dosya, ameliyat notları, onam belgeleri, işlem öncesi ve sonrası görseller ve amaçlanan sonucun tarif edildiği yazışmalar.
- 04
Ayıbı bildirin
Eser sözleşmesinde işsahibi eseri gözden geçirip ayıpları uygun sürede bildirmek zorundadır (TBK m. 474); sonradan ortaya çıkan ayıp gecikmeksizin bildirilmezse eser kabul edilmiş sayılır (m. 477).
- 05
Usul kapısını geçin
Önce yıllık hakem heyeti parasal sınırını kontrol edin, ardından arabulucuya başvurun — tüketici mahkemesinde 6502 sayılı Kanun m. 73/A uyarınca dava şartıdır.
- 06
Seçimlik haklar üzerinden dava
Eser ayıplı bulunursa işsahibi sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ve ücretsiz onarım arasında seçim yapar; genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır (TBK m. 475).
Sıkça sorulan sorular
Türkiye'de estetik cerrahi eser sözleşmesi mi sayılır, olağan tıbbi tedavi mi?
Bu, işlemin niteliğine bağlıdır; adlandırmaya değil. Tıbbi tedavide kural vekâlet sözleşmesidir: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hekimin bu sözleşmeyle sonuç borcu değil özenli iş görme borcu altına girdiğini ve bu sözleşmenin Türk hukukunda genel olarak vekâlet sözleşmesi kabul edildiğini belirtir (22.03.2022, E. 2020/592, K. 2022/356). Salt estetik amaçlı müdahalede ise Yargıtay bunun yerine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 470'teki eser sözleşmesini uygular; ilişkinin, tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekâlet sözleşmesinden farklı olduğunu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul eder (6. HD, 02.10.2025, E. 2024/2312, K. 2025/3241). Mahkemenin uyguladığı ölçüt, yapılan işlemin estetik yönünün ağır basıp basmadığıdır; bu nedenle kısmen rekonstrüktif kısmen estetik bir işlem her iki yöne de düşebilir ve sonuç, genel bir kabule göre değil dosya kapsamına göre belirlenir.
Türk hekim estetik ameliyatın sonucunu garanti eder mi?
Eser sözleşmesi nitelendirmesi uygulandığında yüklenici sonucu garanti eder; bu, Yargıtay'ın kendi ifadesidir ve karar, komplikasyon hâlinde aydınlatma yükümlülüğünün ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılmasının da yine yüklenicinin sorumluluğunda olduğunu ekler (6. HD, 02.10.2025). Sonuç gerçekleşmezse yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Bu, hastanın memnun kalacağının garanti edilmesinden dardır: borçlanılan şey kararlaştırılan, ayıpsız sonuçtur ve davalı illiyet bağını kesen bir savunmayı yahut hastanın kendi kusurunu ispatlamakta serbesttir. TBK m. 476 ayrıca, ayıp yüklenicinin açık ihtarına rağmen işsahibinin verdiği talimattan doğmuşsa veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecekse, işsahibinin ayıptan doğan haklarını kullanamayacağını öngörür.
Estetik cerrahi davası ne kadar süre içinde açılmalıdır?
Yerleşmiş tek bir cevap yoktur; bu bir kaçamak değil, konunun gerçek durumudur. Sözleşme tarafında TBK m. 147/6, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar için beş yıllık süre öngörür; ağır kusur hâlinde geriye TBK m. 146'daki on yıllık genel süre kalır. TBK m. 478 ise ayıplı eserden doğan davaları ayrıca düzenler: teslimden itibaren taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yıl, taşınmaz yapılarda beş yıl, yüklenicinin ağır kusuru varsa eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yıl. Davalılar ayrıca TBK m. 72'deki haksız fiil süresini — zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıl — def'i olarak ileri sürer. TBK m. 148 bu sürelerin sözleşmeyle değiştirilmesini yasaklar. Hangisinin uygulanacağı, talebin nasıl kurulduğuna ve ağır kusur bulunup bulunmadığına bağlı olduğundan, süre somut dosya üzerinden teyit edilmelidir.
İmzalı onam formu estetik cerrahi davasını düşürür mü?
Tek başına düşürmez; ancak bu formların hiçbir değeri olmadığını söylemek de aynı ölçüde yanlıştır. Hastanın aydınlatıldığını ve aydınlatılmış rızasının alındığını ispat yükü hekimdedir. Hukuk Genel Kurulu bunu iki gerekçeye bağlar: TMK m. 24 gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine ve hekim ile kurumun kayıt tutma-arşivleme yükümlülüğü; bu yükümlülüğün ihlali hasta lehine fiilî karine doğurur (22.03.2022, E. 2020/592, K. 2022/356). Aynı karar, bazı müdahaleler için yazılı rıza aranmakla birlikte aydınlatmanın kendisinin yazılı olmasını gerektiren bir kural bulunmadığını, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceğini ve yeterliliğin hastanın eğitim düzeyi, yaşı ve kültürel seviyesiyle birlikte tutulan kayıtlar üzerinden değerlendirileceğini belirtir. Form, dosyadaki diğer delillerle birlikte tartılan bir delildir.
Estetik cerrahi davasında hangi mahkeme görevlidir, arabuluculuk zorunlu mudur?
Tüketici mahkemeleri görevlidir. 6502 sayılı Kanun m. 3/1-l, tüketici işlemini eser ve vekâlet sözleşmelerini açıkça kapsayacak biçimde tanımlar; m. 73/1 ise tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerini görevli kılar. Nitekim son dönem Yargıtay estetik cerrahi dosyalarında ilk derece mahkemeleri tüketici mahkemeleridir. Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması m. 73/A uyarınca dava şartıdır. Uyuşmazlık değeri yıllık parasal sınırın altındaysa bunun yerine tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur; bu sınır 1 Ocak – 31 Aralık 2026 dönemi için 186.000 TL'dir ve her 1 Ocak'ta yeniden değerlenir. Tüketicilerin açtığı davalar Harçlar Kanunu'ndaki harçlardan muaftır (m. 73/2) ve tüketicinin yerleşim yerindeki mahkemede de açılabilir (m. 73/5).
Türkiye'de estetik ameliyat oldum, sorun ülkeme döndükten sonra ortaya çıktı. Yine de dava açabilir miyim?
Talep Türk hukukuna tabidir ve Türk mahkemeleri önünde ileri sürülür; yabancı hasta bu bakımdan Türkiye'de ikamet eden bir hastayla aynı konumdadır. Sistemin iki özelliği burada önem taşır. Birincisi, 9 Aralık 2003 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Avrupa İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi Türk iç hukukunun parçasıdır ve Yargıtay, Sözleşme'nin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulünün zorunlu olduğunu belirtir: m. 4 her sağlık müdahalesinin ilgili mesleki yükümlülük ve standartlara uygun yapılmasını arar, m. 5 ise aydınlatılmış onam gerekliliğini düzenler. İkincisi, aydınlatmanın yeterliliği hastanın kendi eğitim düzeyi, yaşı ve kültürel seviyesi üzerinden değerlendirilir; anlaşılmayan bir dilde yapılan açıklama tam da bu noktada tartışma konusu olur. Pratikte iş belgeseldir: Türkçe tıbbi dosyanın, onam belgelerinin ve ameliyat öncesi materyalin güvence altına alınması ve sonraki durumun tercüme edilmek üzere ayrıntılı biçimde kayda geçirilmesi gerekir.